Sinemasız hayat,tuzsuz popcorn gibidir...
and the Oscar goes tooo... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
and the Oscar goes tooo... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Şubat 2011 Cumartesi
The Kids are All Right
Kendisi 2011 Oscar'ının en sessiz sedasız yapımlarından,ortalığa bomba gibi düşmüş bir adet İnception onu ezip geçen Black Swan,çok güçlü bir biyografi King's speech konuşulurken,bu eğlenceli filmi izleme isteğimi durduramadım.Bu filmi izleyene kadar Natalie Portman'ın heykelciği alacağından çok emin olan ben,Annette Bening'in performansıyla karşık duygular içerisindeyim.
Eşcinsel bir çiftin,çocuklarıyla yaşadığı mutlu hayata gölge gibi giren bir erkeğin doğurdu sonuçları çok ustalıkla sadece duygusal açıdan anlatan filmin bu ince çizgideki asil yürüyüşüne hayran kaldım.
Nic ve Jules üniversite yıllarından beri beraber yaşayan lezbiyen bir çifttir.Her ikisinin de bir adet cocukları vardır.İkisi de çocuklarını sperm bankasından aldıkları spermle doğurmuşlardır.Tek şaşırtıcı yan ise aynı donoru kullanmış olmalarıdır.18 yaşını dolduran Joni,16 yaşındaki erkek kardeşi Laser'in baba merakına yenik düşerek sperm bankasıyla bağlantı kurar ver donorleriyle tanışma talebinde bulunur.Bu talebi olumlu karşılayan donor Paul,kendini bambaşka bir hayatın içine sokmuştur.
Dümdüz okuyunca çok farklı bir aile gibi gözükse de,yönetmen Lisa Cholodenko karşımıza sımsıcak,her ailede yaşanan sorunları olan,sevgi dolu insanlar çıkartıyor karşımıza.Kariyeri peşinde koşan Nic,kendini çocuklara adayıp hayat boyu mesleğini yapamamış Jules,ergenlik sorunlarıyla boğusan iki çocuk ve ebeveynlerin tek derdi çocuklarının mutluluğu...Bu fazlasıyla normal tabloda fazladan bir "baba" figürü eklemek hiç de kolay olmuyor.Hele bir de işler hiç de sandığınız gibi gitmezse...
Nic'in katı karakterinde dışa kapalı olmanın her zaman sevdiklerinizden sizi uzaklaştırdığını o muhteşem oyunculukla bize anlatan Annette Bening'e hayran kalmamak mümkün değil.Julian Moore ise Chloe'de aştığı kendini Jules ile pekiştiriyor gibi duruyor.İlerlemiş yaşına rağmen düzgün fiziği takdire şayan,ama Akademi'nin gözüne girememiş belli ki.
Mark Ruffalo, çizgisiz kendi halinde iki çocuk sahibi olduğunu 18 yıl sonra öğrenen bir adamın şaşkınlığı yansıtamadı bana ama iddiasız oyunculuğu asla başarısız değil aksine kendinden emin olmayan adam rolleri çok yakışmış.
Eşcinsel evlilik,sperm bankası,donor çocuk ilişkisi gibi gündelik hayatta birarada çok sık rastlanmayan bu üçlüyü bu kadar gündelik ele almanın haklı başarısını yaşaması gereken bir yapım olmuş The Kids are all right.Bu dinginliğine yakışır şekildeki finali de takdire şayan...
NOT:filmin türkçe adı "iki kadın bir erkek".Aile ve çocuklar üzerine yoğunlaşan bir filmin,bu denli düşüncesizce çeviri yapılması...filmin adı aslında konuya atıfta bulunuyor.Tam bir "Lost in translation" örneği...
8 Mart 2010 Pazartesi
The Winner is....
82.Oskar ödülleri gururla sunar:Kadınlar gününüz kutlu olsun!!!
Evet Akademi sağolsun dün akşamdan kadınlar günümüzü ,ödülleri Katryn Bigelow'un kucağına yığarak ,çok da güzel bir şekilde kutladı.Bigelow, Oscarı alan ilk kadın yönetmen olarak da akademi tarihine geçti.The hurt Locker 6 dalda Oscar alarak , senelerdir beklenen ,gişeleri doldurup,hala salonlarda oynayan Avatar'ı kelimenin tam anlamıyla ezdi geçti.Sessiz sakin bu film ülkemizde gösterime girmedi.Favoriler arasına girmesiyle adı duyulmaya başlandı.Büyük çoğunluk,Avatar'ı izlemişti ve filmin populerliği yüzünden en iyi film ödülünü alacağı beklentisi herkesi sardı,yanlız bir aydır en iyi film favorilerinde adı geçen tek isim olamamıştı.
Jame Cameron'un Avatar'a olan düşkünlüğünü göz önüne alırsak dün akşam onun için kesinlikle uykusuz geçti.
EN İYİ FİLM:
The Hurt Locker
EN İYİ YÖNETMEN:
Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
EN İYİ ERKEK OYUNCU:
Jeff Bridges (Crazy Heart)
EN İYİ KADIN OYUNCU:
Sandra Bullock (The Blind Side)
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU:
Christoph Waltz (Soysuzlar Çetesi)
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU:
Mo'Nique (Precious)
EN İYİ ORİJİNAL SENARYO:
The Hurt Locker (Mark Boal)
EN İYİ UYARLAMA SENARYO:
Precious (Geoffrey Flechter)
EN İYİ ANİMASYON:
Up/ Yukarı Bak (Pete Docter)
EN İYİ YABANCI FİLM:
El Secreto de sus Ojos (Arjantin)
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ:
Avatar (Mauro Fiore)
EN İYİ SANAT YÖNETMENİ:
Avatar (Rick Carter, Robert Stromberg, Kim Sinclair)
EN İYİ KOSTÜM TASARIMI:
The Young Victoria (Sandy Powell)
EN İYİ KURGU:
The Hurt Locker (Bob Murawski, Chris Innis)
EN İYİ MAKYAJ:
Star Trek (Barney Burman, Mindy Hall and Joel Harlow)
EN İYİ ŞARKI:
The Weary Kind - Ryan Bingham ve T-Bone Burnett (Crazy Heart)
EN İYİ MÜZİK:
Up (Michael Giacchino)
En İyi Görsel Efekt:
Avatar (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham, Andrew R. Jones)
EN İYİ SES KURGUSU:
The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson)
EN İYİ SES MİKSAJI:
The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson, Ray Beckett)
EN İYİ BELGESEL (UZUN):
The Cove (Louie Psihoyos)
EN İYİ BELGESEL (KISA):
Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)
EN İYİ KISA FİLM:
The New Tenants (Joachim Back and Tivi Magnusson)
EN İYİ ANİMASYON (KISA):
Logorama (Nicolas Schmerkin)
Notlar:
Her seneki klişe oscar sunumu "and the oscarrr goes tooo....." bu sene hiç bir sunucu tarafından kullanılmadı.Bu söz yerine sunucular kazananı" the winner is... "olarak açıkladı
Iflah olmaz bir Tarantino hayranı olarak zaten gözümde ne Avatar ne de başka birşey vardı.
Kadın yönetmenin geceye damgasını vurması (en önemlisi de eleştirileri göz önünde bulundurursak bu haklı bir çıkış film her ülkede çok başarılı bulundu.) kadınlık gururumu okşadı.
Brad Pitt ve Angelina Jolie bu seneki Oscarda boy göstermedi.Kulislerden gelen bilgiye göre ,Tarantino'nun
Chritz Waltz'u yıldızlaştırması,Oscarı hep rüyalarında gören Brad Pitt'i küstürmüş.
Jeff Bridges heykelcikle çok asil duruyordu.
7 Mart 2010 Pazar
Oscar'ı bence kim alacak?
En iyi film: AVATAR
En iyi yönetmen: Kathryn Bigelow
En iyi erkek oyuncu: Jeff Bridges
En iyi kadın oyuncu : Sandra Bullock
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Chritz Waltz
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Mo'nique
Notlar:
En iyi film dalında her an Hurt Locker bir sürpriz yapabilir.
en iyi yonetmeni ben olsam Tarantino'ya verirdim.
Jeff Bridges artık oscarı alsın.
Chritz Waltz eger ödül almazsa protesto edeceğim :)
18 Şubat 2010 Perşembe
82.Akademi Ödülleri
7 mart 2010 da 82. dağıtılacak Oscar ödülleri için adaylar belli oldu.Bu seneye damgasını vuran hatta senelerce beklenen Avatar bir çok dalda Oscara aday.Bu seneyi digerlerinden farklı kılan en önemli seyse Oscar'a aday olarak 10 film gösterilmesi.Akademi senelerdir 5 filmle sahneye cıkarken bu sene 10 film içerisinden seçim yapacak.ana dalları aşağıda kısaca listeledim.
En iyi film
• “Avatar” James Cameron and Jon Landau, Producers
• “The Blind Side” Gil Netter, Andrew A. Kosove and Broderick Johnson, Producers
• “District 9” Peter Jackson and Carolynne Cunningham, Producers
• “An Education” Finola Dwyer and Amanda Posey, Producers
• “Up” Jonas Rivera, Producer
• “Up in the Air” Daniel Dubiecki, Ivan Reitman and Jason Reitman,
En iyi erkek oyuncu
• Jeff Bridges in “Crazy Heart”
• George Clooney in “Up in the Air”
• Colin Firth in “A Single Man”
• Morgan Freeman in “Invictus”
En iyi kadın oyuncu
En iyi yardımcı kadın oyuncu
En iyi film
• “Avatar” James Cameron and Jon Landau, Producers
• “The Blind Side” Gil Netter, Andrew A. Kosove and Broderick Johnson, Producers
• “District 9” Peter Jackson and Carolynne Cunningham, Producers
• “An Education” Finola Dwyer and Amanda Posey, Producers
• “The Hurt Locker” Kathryn Bigelow, Mark Boal, Nicolas Chartier and Greg Shapiro, Producers
• “Inglourious Basterds” Lawrence Bender, Producer
• “Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire” Lee Daniels, Sarah Siegel-Magness and Gary Magness, Producers
• “A Serious Man” Joel Coen and Ethan Coen, Producers
• “Up” Jonas Rivera, Producer
• “Up in the Air” Daniel Dubiecki, Ivan Reitman and Jason Reitman,
En iyi erkek oyuncu
• Jeff Bridges in “Crazy Heart”
• George Clooney in “Up in the Air”
• Colin Firth in “A Single Man”
• Morgan Freeman in “Invictus”
• Jeremy Renner in “The Hurt Locker”
En iyi yardımcı erkek oyuncu
• Matt Damon in “Invictus”
• Woody Harrelson in “The Messenger”
• Christopher Plummer in “The Last Station”
• Stanley Tucci in “The Lovely Bones”
• Christoph Waltz in “Inglourious Basterds”
En iyi kadın oyuncu
• Sandra Bullock in “The Blind Side”
• Helen Mirren in “The Last Station”
• Carey Mulligan in “An Education”
• Gabourey Sidibe in “Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire”
• Meryl Streep in “Julie & Julia”
En iyi yardımcı kadın oyuncu
• Penélope Cruz in “Nine”
• Vera Farmiga in “Up in the Air”
• Maggie Gyllenhaal in “Crazy Heart”
• Anna Kendrick in “Up in the Air”
• Mo’Nique in “Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire”
(Detaylı adaylık listesi için: http://www.oscars.org/awards/academyawards/82/nominees.html )
En iyi film dalında kuşkusuz James Cameron'un göz bebeği Avatar güçlü bir rakip.Bütün teknolojik dehasının yanında " bu dünya bizim onu mahvetmeyelim" sloganını içimize işleten,pandoraya taşınmayı istediğimiz duyarlı bir film var karşımızdaAma sıkı bir Tarantino hayranı olarak ,Tarantino’nun ustalık eseri ‘Inglourious Basterds’ i listede görmekten çok mutlu oldum.Akademi’nin Tarantino gibi yönetmenlere pek prim vermediği gerçeğini unutmazsak,adaylıkla sevinip ödülü beklememek çok mantıklı olacak.
District 9 ise benim bu sene içinde izleyip de ‘vay be!’dediğim filmlerden bir tanesi. Konu olarak Amerika eleştirisini uzaylılar üzerinden dünyaya yayması itibariyle muhafazakar jüriden ne kadar alkış alır bilinmez ama belli ki onları da etkilemiş.
Yukarı Bak (Up) bir ilki gerçekleştirdi ve Animasyon film olarak en iyi film dalında aday gösterildi. Kimi eleştirmenlere göre pixar’ın vasat altında kalan bu şirin mi şirin animasyonu
Görünen o ki beklentileri karşılamış ama ödülü alacağını kendimce sanmıyorum. The hurt Locker ülkemizde gösterime girmeyen ama gösterildiği yerlerde büyük alkış alan bir savaş filmi,Bigalow seyirci çok etkiledi ve sanatsal yönden doyurdu.Birçok festivalde de adaylık ve ödülleri olan filmin Oscar adayları arasında olması sürpriz değil.The blind side amerikan futbolu oyuncusu Michael Oher’in biyografik öyküsünü konu alıyor.Bir çok biyografinin daha önce ödül aldığını düşünürsek bu sene de bu 10 film içinde bir adet biyografi bulunmalıydı olarak yaklaşıyorum olaya. Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire da ülkemizde gösterilmedi fakat çarpıcı konusu ile 44 dalda ödül kazandı ve 6 dalda Oscar’a aday gösterildi. Film gösterime girdigi ülkelerde 2009 yılının en iç acıtan en dramatik filmi olarak adlandırılıyor. An Education ise 1960larda geçen içinde yaş farkı ve statü farkı barındıran bir aşk hikâyesini makul anlatımı ve başarılı oyuncu performanslarıyla birleştiren bana kalırsa sürpriz adaylardan birisi.
Coen kardeşler severi olarak ben A serious Man’i izleyememiş olmaktan üzüntü duyuyorum. Coenlerin durum değerlendirmesi ve sıradan olayların iç yüzünü perdeye kendilerine has tarzlarıyla aktarması onların bu listede var olmasını kısaca özetliyor.Fargodan bu yana kara mizahın beyaz perdedeki ustaları ödülsüz de olsalar çok güçlüler.Up in the Air ise ülkemizde Aklı Havada adıyla vizyona girdi.Film için su an sadece yazılıp çizilenleri okumakla yetindim.Fakat sistem eleştirisi ile “American Beauty”gibi Oscar’ı kucaklamaya yakın adaylardan biri olarak adlandırılıyor.
Oyunculuk dallarında ise en iyi yardımcı erkek dalında, oyunculuğuna film boyunca doyamadığım Christoph Waltz bence kesinlikle heykeli evine götürmeli. Eğer bu heykelcik ola ki Woody Harrelson’a filan meylederse Oscar’a zayıf olan inancım tamamen yok olacak.
En iyi erkek oyuncu Oscar’ını ise Morgan Freeman almalı, bu konuda kimse şaşırtıcı bir sonuç beklemiyor diye düşünüyorum. Akademi gelenekçi olsa da kadın oyuncu ödülü de her an Gabourey Sidibe’ye gidebilir.
Her sene çok isterim töreni izlemeyi, ama hep Pazartesi sabaha karşı başlar izleyemeden uyurum. Malum mesai var sabaha pazartesi sendromu ile beraber.Bakalım bu sene yine
James Cameron’un hafif narsist ama showa çok uygun nidalarını tören sonrası hemen duyabilecekmiyiz.(bknz: 1993 Oscar törenleri: James Cameron:I am the king of the worldddd….)
12 Ağustos 2009 Çarşamba
81. Oscar Ödülleri

Şubat 2009’da 81.si dağıtılan Oscar ödülleri, her zaman eleştiri oklarına maruz kalıp, değerlendirmelerin altında hep bir şeyler aransa da, bütün sinemaseverler tarafından amansızca takip edilir. Ben de her sene adaylar açıklandıktan sonra takibe başlıyorum. Çoğu zaman Türkiye’de vizyona girmemiş filmleri takip etmek çok zor oluyor. Yorumları okumak, tahminler yapmak derken ertesi gün iş olacağı için sabahın 3’ünde başlayan töreni izleyemiyorum. Bu sene ödüller dağıtılmadan önce sadece bütün ödül adaylıklarında adı geçen beş filmi izleyebildim: Benjamin Button’un tuhaf hikâyesi, Güreşçi, Changelling, The Dark Night, Wall-e.Yine de bu yetersiz araştırmadan sonuca varabileceğim şeyler çıkardım. Bir kere en iyi animasyon Wall-E’nin olmalıydı. Diğer filmleri izlemeden böyle bir partizanlık doğru olmasa da film beni tam kalbimden vurdu. Akademi ‘de bu şeker filmi çok beğenmiş olmalı ki Oscarı teslim ettiler.
Bu sene için beni en merakta bırakan konu hep oyunculuğu yakışıklılığı ile örtülmüş Brad Pitt’in en iyi erkek oyuncuyu adaylığıydı. Yine David Fincher’la olan uyumlu çalışmasıyla acaba ödülü bu kez alabilecek miydi? Benjamin Button’un tuhaf hikâyesi gerçekçi ama fantastik yapısıyla hoş bir film olmuş.David fincher zaten benim favori listemde the Game ‘den beri üst sıralarda. Fakat bu film bence Brad Pitt’in en başarılı performanslarından birisi değil. Senelerdir görsel popülaritesi yüzünden verilmemiş adaylıkları ve ödülleri olduğunu düşünüyorum. Eğer Oscar alacaksa 12 Maymun( ki bu filmde yardımcı erkek oyuncu dalında hali hazırda adaydı) ve Fight Club ‘daki oyunculuklarında çoktan heykelciği evine götürmesi gerekirdi. Sanıyorum ki Akademi artık yaşı kemale erdi, Brad Pitt’i de göz ardı etmiyelim fikrindeydi. Erkek oyuncu dalındaki adaylardan bir de Mickey Rourke’u izleme fırsatı buldum. Güreşçi, çok sıradan bir konuyu dramatik bir şekilde işlemesi yönünden başarılı bir film olmuş. Mickey Rourke film için biçilmiş kaftan olmuş. Fiziksel olarak role çok oturmuş ama ben onun adaylığı için şöyle düşünüyorum: Akademi Mickey Rourke’un dönüşünü teşvik amaçlı aday listesinde ona yer verdi.(Ama açıkçası bu yüzden bile Oscar’ı kucaklayabilir diye düşünmedim değil).
MILK
Törenden sonra film festivalinde yakaladım tekrar.Bu seneki en iyi aktör kararı bence hedefi 12’den vuruyor.Sean Penn kusursuz bir oyun çıkarmış. Sean Penn’e gelmeden önce filmden biraz bahsetmeliyim. Biyografik bir film olarak Milk çok başarılı. Konu eşcinsel bir politikacının suikastından ibaret gözükse de ,Gus Van Sant, tarihi sanatla harmanlamış,hiç sıkılmadan bir sanat eseri izliyorsunuz.. Tarihsel anlatımı kuvvetlendirmek adına giren eski siyah beyaz ,soluk görüntüler çok yerli yerinde ,sonra filme dönüyorsunuz sanki aynı sahneleri renklendirmiş gibi,kostümler, mekanlar o kadar özveri ile düşünülüp uyarlanmış ki o döneme ait her kokuyu bile alabiliyorsunuz adeta.1970’lerin San Francisco’su karışınızda.Harvey Milk’in biyografisini bu kadar duygusal ve doğal sahneye aktarmada şüphesiz Sean Penn’in başarısı tartışılamaz.Eğer ki filmi ödüllerden önce izleseydim,Sean Penn’in Oscar’ı alacağına bahse girerdim.Harvey Milk’in o kırılgan ama mücadeleci, özgürlükçü tavrını o kadar iyi yansıtmış ki ;eşcinsellik gibi hala tartışılan bir konu tüm doğallığı ile sahneye aktarmış,Bu filmde aşkı,hırsları,politikayı derinden hissediyorsunuz.Bu film insanlar için yapılmış,amaçlar ,propongadalar ya da politika için değil.Harvey Milk’in tüm çabasının aslında özgürlük olduğu çok doğru vurgulanmış.Filmde dikkat çeken bir başka oyunculuksa şüphesiz Emile Hirsch’e ait.Into the wild’daki performansı ile akıllarda kalan aktör bu filmdeki performansı ile yardımcı erkek oyuncu dalında aday gösterilen Josh Brolin’den çok daha iyiydi.Eğer Milk’i benim kadar beğenerek izlediyseniz Rob Epstein yapımı “The Times of Harvey Milk “ belgesel filmi ile şölene devam etmenizi tavsiye ederim.Bu belgesel bence Harvey Milk üzerine çekilmiş en iyi dökümantasyon olsa da ,Gus Van Sant ona saniyeden bile daha fazla yaklaşmış.

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









