Sinemasız hayat,tuzsuz popcorn gibidir...
korku romanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku romanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Aralık 2010 Pazartesi
Otel odalarını sever misiniz? 1408
Az kalsın hatırlatmayı unutuyordum.1408'i izlemeyin.Bırakın o sadece Stephen King'in romanı olarak yazıda kalsın sizler için.Nasılsa Stephen King her şekilde okunur.
Açık söyliyeyim,Samuel L. Jackson'u severim.Güzel afişte onun da suratını görünce,(King okuyarak büyüdük tabi bir de) filmi izlemek kaçınılmaz diye düşündüm,John Cusack'ı hiç korku öğeleriyle düşünmesem de.Zaten kendisi de hiç korku öğeleriyle takılmadı.Acınası zavallı madur yazar!
Looser kitap yazarımız Michael,bir kaç güzel kitaptan sonra,korku hikayeleri yazan bir ucuzluk serisi yazarı haline gelmiştir.Belli ki Michael mutsuz,geçmişinde kötü bir kaç hayat hikayesi var.Bu yazar karakterine hiç şaşırmıyoruz tabi.Stephen King okuyanlar bilir,King'in en sevdiği baş karakter,korku kitapları yazan sorunlu yazardır.(Sanırım bu kendisinden çok şey içeriyor)Filmin süresi taş çatlasa iki saat bilemedin 3 saat olacağı için,Michael hakkında hiç karakter analizi yapılmadan,ne olmuş ne bitmiş anlamadan kendimizi onun ne idüğü belirsiz iç dünyasında buluveriyoruz.
Af buyurun dağınık senaryodan ben de dağıldım.Filmi şöyle bir özetlemeden konuya girmişim.Michael perili otelleri,perili şatoları gezip gezip hikayeler yazan bir yazardır.Dolphin otelin 1408 nolu odasından haberdar olunca orada da bir gece geçirmek ister.
Paldır küldür 1408 numaralı odaya yerleşmeye giden Michael,Otel müdürü Colin ile yaklaşık 5 dakikalık bir konuşma yapıyor.Colin kim mi? Samuel L. Jackson,kararlı,sert ve cüretkar otel müdürümüz.Sonra görüyor muyuz onu bir daha,evet cüceden hallice minibarın içinde.Eeeee,o koskoca afişte neden var o zaman?İşte etkili PR,pardon pardon şu taraftan bakalım,filmde başka oyuncu var mı? O zaman tabi afişi doldurmak adına yapılacak doğru bir hareket.
Dağınık odada ( oda gayet toplu aslında,odadaki hayaletlerin kafası dağınık) sanrıları ile1 saat geçiren Michael,aslında rüyada mıdır?Gözlerini açınca biraz şaşırırız.Şaşırmayı bırakın biraz kızarız.Öff bunun için mi izledim ben bu filmi diye.Sonra tekrar birşeyler olur.Aslında film güzel bir manevra yapar.Fakat amaç korkmaksa ya da korku filmi izlemekse,yanından bile geçecek bir durum yok ortada.
Bir yanım bir an söyle düşündü.Acaba Stephen King demode mi kaldı artık? Onun korku hikayeleri Ringulardan,Blair Witchlerden,Paranormal Activitylerden sonra çöpe mi gidiyor?Sonra düşündüm ki hala en iyi korku filmleri içinde yer alan Shinning gibi hikayelerin babasına haksızlık etmeyelim.Gerçi o hikaye Stanley Kubrick elinde hamur gibi yoğurulmuştu.filmden sonra Stephen King bu durumdan çok sikayet edip,Stanley Kubrick'le arayı bozmuştu...Acaba 1408'i izlediğinde ne düşündü?
18 Ağustos 2010 Çarşamba
Bir zamanlar bir Stephen King vardı...
Korku edebiyatının kralı Stephen King, 1974 de yayınlanan ilk romanı Göz’den (Carrie) beri yazdığı kısa öykü, hikaye serileri ve romanlarla bu karanlık edebiyat dalına birçok birçok eser vermiştir. Yayınlanan her romanı uzun süre en çok satanlar listesinde kalan King, sinema ve televizyona birçok film ve dizi hediye etmiştir. Özellikle,80’ler ve 90’larda korku ve gerilim sineması Stephen King’den bolca beslenmiş, eserlerinden uyarlanan birçok film klasikler arasında yerini almıştır. Korkularıyla yüzleşen yazar karakterler, canlı gibi davranan nesneler, çıldıran hayvanlar, mistik güçler gibi bir çok türde eserler veren King’in hayal dünyasını sinema sektörü oldukça sevmiştir.
1947 yılında Porland’da doğan King, çoçuk yaşlardan
başladığı çizgi roman ve hikaye tutkusuna, öğretmen olduktan sonra da devam
etmiş. Birçok kısa öyküsü çeşitli yerel gazetelerde yayınlanıp beğeni toplarken,
romancılığa başlayan King, insani korkuların,özellikle de kendi korkuları
üzerinden esinlenip yazdığı benzersiz hikayelerle Newyork bestseller
listelerinde en uzun süre 1. sırada kalan yazarlardandır.Romanlarının yanında
Kara Kule (Dark tower) isimli hikaye serisi de dünyada en çok satan seriler
arasındadır.Gerilim,korku sinemasının yükselen yıllarında Stephen King bir
yazarın bu kadar verimli olması ise sinema sektörünün King’in romanlarını adeta
yağmalamasına yol açmıştır.Çoğu zaman hikayelerini berbat ettiği gerekçesiyle
yönetmenlerle arası bozulan King,buna rağmen sinemaya 51 film,14 kısa film,6 tv
dizisi,9 tv filmi ve cesitli müzik videoları vermiş bir yazardır.Sadece gerilim
türüyle sınırlı kalmayan King sinemaya Esaretin Bedeli (Shawshank redemption)
,Yeşil Yol (gren mile),Atlantis (Hearts in Atlantis) yüzyılın en iyi filmleri
listesinde gösterilen filmlerin altına da imzasını atmıştır.
Her ne kadar Kubrick
saheseri olarak anılsa da korku türünün en önemli örneklerinden sayılan The
Shinning (cinnet) ,Stephen King ‘in aynı adlı romanından uyarlanılarak
çekilmiştir.(Kitap türkiye’de Medyum adıyla basılmıştır ) kocaman bir otelde
kışın ailesi ile birlikte bekçilik yapmak için yerleşen yazar Jack torrance
(Jack Nicholson) bu izole edilmiş ortamda çeşitli olağandışı olaylarda cinnet
geçirmesini konu alan film,Kubrick’in kendine özgü yorumu ve Jack nicholsun’un
muhteşem oyunculuğuyla, kült filmler arasında yerini almıştır.böylesi bir filme
rağmen Stephen King,kitabını mahvettiği gerekçesiyle Kubrick’ten nefret ettiği
açıklamasını yapmıştır.Stephen King çoğu romanında içine kapanık sorunlu yazar
tiplemesini kullanmıştır.Kubrick de Medyum daki bu karakteri kendi hayalgücüyle
harmanlayarak bambaşka bir etki yaratmıştır.
The shinnig’in bu başarısından sonra gözünü King kitaplarına
diken yapımcılar,hemen arkasından satış grafiklerini alt üst eden kitabı Cujo’yu
filme cekmek için kolları sıvadılar.Fakat Cujo beklenen başarıyı yakalayamadı.
Dönemin korku filmi yönetmenlerinden John Carpenter 83
yılında Christine adlı kitabı King ile beraber senaryolaştırarak başarılı bir
film ortaya koymuştur.Katil bir arabanın insanları esrarengiz bir şekilde yok
etmesini konu alan film,Stephen King in nesneleri kullanarak yarattığı gerilim
hikayelerine çok güzel bir örnek teşkil eder.
Bir palyaço katilin okulda estirdiği terörü konu alan ‘It’
romanı,Tv filmi olarak çekilmiş (filmin Türkçe adı ‘O’) bugün izlendiğinde
komik gelebilecek sahneler içerse bile 90 ların başında palyaçolardan nefret
eden bir kuşak yetişmesine sebep olacak kadar etkili olmuştur. J.
King’in çocukları ve arkadaşları yaşadıkları yere yakın
otoyolda ölen hayvanları evin arka tarafında bulunan ormanlık alana gömerlermiş
ve burada minik bir hayvan mezarlığı oluşturmuşlar.Evin arkasındaki bu küçük
mezarlıktan esinlenerek yazdığı ‘Hayvan Mezarlığı’
ise 1989 da film olarak çekildi. Senaryo filme gayet
bağlıydı.Bol kanlı ve gergin bu film o yıllarda o kadar çok ses getirdi ki,1992
yılında tamamen yeni senaryoyla yazılmış Hayvan Mezarlığı -2 çekildi.Bugün için
biraz beklentilerin altında kalan bir yapım olabilirdi ama 90 larda gişe
rekorları kırdı.
Sadece korku, gerilim filmlerine babalık yapmakla kalmayan
Stephen King’in Rita Hayworth and Shawshank Redemption adlı öyküsünden 1994
yılında Frank Darabot tarafından sinemaya aktarılan ‘ Shawshank Redemption’
gelmiş geçmiş en iyi filmler arasında gösterilen, IMDB ‘de en iyi 250 film
arasında 1 numarayı göğüsleyen bir yapım olmuştur. Şaibeli bir şekilde karısını
öldürmekle suçlanarak Shawshank hapishanesine gönderilen Andy Dufresne (Tim
Robbins) hapishane hayatına farklı boyutlar getirecektir. Türkçe ismi Esaretin
Bedeli olan film yedi dalda Oscar’a aday olmuş, Tim Robbins ve Morgan
Freeman’ın muhteşem oyunculukları ile çoğu sinemaseverin arşivlerinde yerini
almıştır.
1999’da geçirdiği trafik kazasından sonra uzun süre
sağlığına kavuşamayan Stephen King ,2001 de kendini tekrarladığı gerekçesiyle
yazarlığı bıraktığını açıkladı.Fakat bu açıklamadan sonra bile yazmaya devam
etti.90’ların sonlarında durulan Stephen King ‘in korku kuşağı 2004’te çekilen
Secret Window adlı filmle kıpırdandı.Yine başkahramanı bir yazar olan hikaye de
Johnny Depp’in boy göstermesi ise cabasıydı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

