Sinemasız hayat,tuzsuz popcorn gibidir...
erotik gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erotik gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Temmuz 2010 Pazar
Chloe / Büyük Hata
2009 yapımı Chloe,bir sene rötarlı olarak Türk izleyiciyle buluştu. Chloe,erotik gerilim olması itibariyle çok sık karşılaştığımız türlerden değil.Atom Egoyan imzalı bu film,1993 yapımı Felicita adlı Fransız yapımın yeniden çevrimi aslında.Felicita'nın chloe'den daha başarılı olduğu konusunda bir kaç duyum aldım.
İçten içe orta yaş bunalımına girmiş bir jinekolog olan Catherine ( Julianne Moore ), kocası David'in ( Liam Neeson) telefonunda gördüğü fotograflar yüzünden aldatıldığını düşünmeye başlar.David üniversitede öğretim görevlisidir.Ailesine karşı ilgi sorunu yoktur fakat cevredeki genç kızlara karşı da oldukça flörtöz yaklaşmaktadır.Kocasının hala çok yakışıklı olduğunu düşünen Catherine kendini iyice kötü hisseder.(Şimdiii,böyle profil çizen bir kadının şişman ,pörşümüş bakımsız bir tip olması daha anlaşılır olurdu.Ama Jullianne Moore filmdeki bütün kadınlardan daha taşş!!!) Kocasının kendini aldattığına kanaat getiren Katherine,bir restoranda karşılaştığı eskort bir kızı (Amanda Setfried) kocasını baştan çıkarması için kiralar.
Hikayenin merkezi şüphesiz ki bu eskort kız .Bu küçük,güzel ama tehlikeli eskort kız rolü için ;yönetmenin Amanda'yı seçmesindeki faktör başlarda gözüme sadece fiziksel özellikler gibi gözükse de filmin ikinci yarısında Setfried'in de rolüne daha sahip çıktığını hissettim.Başlarda sadece işini yapan eskort görünümünden insanı rahatsız edici bir psikolojide bir insana dönüşmesi filmin de en süprizli ve gerilimli yeri.
Çok beni etkileyen,vay be dedirten bir film değil Chloe,hele çıktığı tür olan gerilim konusunda vasatların içinde.Fakat evli eşler ve orta yaş bunalımı,cinsellik arayışı konularında yaptığı analizlerle,psikoloji itibariyle çok başarılı bir yapım Chloe.Evliliğinin nice senelerini doldurmuş,çoluk çocuk meselelerini de kapatmış,yaşlanan kadının,cinsel hayatından tutun da ,çoçuğuyla ilişkisine kadar pek çok hayatın içinden şeyi şöyle ucundan acıcık da gösteriyor.Bir kadının aldatıldığını ispatlamak,bundan emin olmak pahasına da kocasının başkasıyla ilişkisini bile organize edebileceği,hattaa bu ilişkinin detaylarını da dinleyebileceği gibi ,bazen hadi canım bu kadar da değil dedirten bir alt metin de var bu filmde.Bir taraftan da nasıl bir hayat yaşadığı belirsiz,çok masum bir kız var.O kadar genç ki ,ona kızamıyor bile Catherine.
Netice itibariyle,Atom Egoyan,aslında bir kadın filmi yapmış,biraz süprizli ,biraz izleyiciyi geren.Filmin süpriz tarafları ile ilgili herhangi bir ipucu vermeme niyetindeyim,zira yazık olur.
Meraklısına Not:Yurtdışında +15 ile vizyona giren film Türkiye'de +18 ile vizyona girdi.Tabi ki pornografik görüntüler var.Fakat görüntülerden ziyade filmin zihni erotik!!!
7 Mayıs 2010 Cuma
The Box / Kutu
Donnie Darko’yu izleyip de Richard Kelly’i takibe alan tek ben değilimdir. Büyük umutlar bağladığım yönetmen’den “Kıyamet öyküleri” gibi vasat bir yapım çıkınca ümidi keser gibi olmuştum ki, Kutu ile biraz içim rahatladı. Film her ne kadar Donnie Darko kadar etkileyici olmasa da, hikâyenin çıkış noktası bir kutu olunca o yolda ilerlediğini anlıyoruz.
Kutu,Richard Matheson’ın kısa öyküsü “Button Button” ‘dan uyarlanan küçük hayatlardan büyük olay örgüsüne doğru ilerleyen bir gerilim.
Kapınızın önüne bir kutu bırakılıyor. Kutunun içindeki düğmeye bastığınızda, tanımazdığınız birisinin ölümüne neden olacaksınız ama aynı zamanda 1.000.000$ kazanacaksınız. Karar vermek için 24 saatiniz var. Ne yapardınız? Gayet normal orta sınıf bir Amerikan ailesi olan Lewisler’in hayatı, işte bu tuhaf kutu ile bir felaketin içine doğru sürükleniyor.
Richard Kelly seçtiği obje ile hikayeyi farklı yorumlara açık hale getiriyor ki,bu da izleyiciye filmi sevdirmek adına basit ama etkili bir yol.Görünen taraftan bakınca,filmde de sorulan ‘Neden bir kutu?’ sorusunun yanıtı,içinde yaşadığımız evlerin,bindiğimiz arabaların,izlediğimiz televizyonun,hatta sahip olduğumuz vücudun ve ölünce içine konduğumuz tabutun da birer kutu olduğu.Böyle tanımlayınca,aslında bu felaket aracı kutu,rutin hayatın ta kendisi.Diğer bir taraftan filmin çekildiği dönemin,76 Amerikası olduğunu düşünürsek,”Birinin ölümüne sebep olsanız bile para kazanacaksınız” alt metni Amerikan dış politikasını ve o dönemlerin genel anlayışını yansıtıyor.
Richard Kelly, filmin birçok yerine görünenin tedirgin ediciliğini etkili bir şekilde gözümüze sokuyor, mesela Arlington Steward’ı (Frank Langella) görünce çok şaşırıyoruz..Filmin oyuncu kadrosunda,Cameron Diaz ( Norma Lewis) ve James Mardsen ( Arthur Lewis) gibi bu tür filmlerde görmeye alışkın olmadığımız,oyuncular var.Fakat oyunculuk konusunda herhangi bir olumsuz durum perdeye yansımıyor.
Görüntü tekniği olarak kullanılan yöntem ise gerilimi daha da hissetmemize yardımcı olmuş, özellikle açık mekânları set havasında gösterip, hareketli objeye odaklanarak, olayı mekânsal kavramlardan kaçırmak suretiyle, gel gitli zaman olgusunu da yuvarlayarak hafif çaplı hangi noktada olduğumuzu bize unutturuyor.
Bu neredeyse başarılı gerilimin sonunda gelinen nokta ise düşündürücü, düğmeye basanlar da, çocuğu için kendisini feda edenler de anneler. Yani en acımasızlar ve en fedakârlar kadınlardır söylemi alt metin olarak mı veriliyor? Hal böyle ise bu nokta ile zaten erkek egemen dönemdeki kadın olgusu iyice basite indirgeniyor. Gerilim altına sıkıştırdığı böyle söylemleri de olsa, “Kutu” Richard Kelly’in formuna döneceğine işaret, psikoloji sınavı tadında bir gerilim.
Kutu,Richard Matheson’ın kısa öyküsü “Button Button” ‘dan uyarlanan küçük hayatlardan büyük olay örgüsüne doğru ilerleyen bir gerilim.
Kapınızın önüne bir kutu bırakılıyor. Kutunun içindeki düğmeye bastığınızda, tanımazdığınız birisinin ölümüne neden olacaksınız ama aynı zamanda 1.000.000$ kazanacaksınız. Karar vermek için 24 saatiniz var. Ne yapardınız? Gayet normal orta sınıf bir Amerikan ailesi olan Lewisler’in hayatı, işte bu tuhaf kutu ile bir felaketin içine doğru sürükleniyor.
Richard Kelly seçtiği obje ile hikayeyi farklı yorumlara açık hale getiriyor ki,bu da izleyiciye filmi sevdirmek adına basit ama etkili bir yol.Görünen taraftan bakınca,filmde de sorulan ‘Neden bir kutu?’ sorusunun yanıtı,içinde yaşadığımız evlerin,bindiğimiz arabaların,izlediğimiz televizyonun,hatta sahip olduğumuz vücudun ve ölünce içine konduğumuz tabutun da birer kutu olduğu.Böyle tanımlayınca,aslında bu felaket aracı kutu,rutin hayatın ta kendisi.Diğer bir taraftan filmin çekildiği dönemin,76 Amerikası olduğunu düşünürsek,”Birinin ölümüne sebep olsanız bile para kazanacaksınız” alt metni Amerikan dış politikasını ve o dönemlerin genel anlayışını yansıtıyor.
Richard Kelly, filmin birçok yerine görünenin tedirgin ediciliğini etkili bir şekilde gözümüze sokuyor, mesela Arlington Steward’ı (Frank Langella) görünce çok şaşırıyoruz..Filmin oyuncu kadrosunda,Cameron Diaz ( Norma Lewis) ve James Mardsen ( Arthur Lewis) gibi bu tür filmlerde görmeye alışkın olmadığımız,oyuncular var.Fakat oyunculuk konusunda herhangi bir olumsuz durum perdeye yansımıyor.
Görüntü tekniği olarak kullanılan yöntem ise gerilimi daha da hissetmemize yardımcı olmuş, özellikle açık mekânları set havasında gösterip, hareketli objeye odaklanarak, olayı mekânsal kavramlardan kaçırmak suretiyle, gel gitli zaman olgusunu da yuvarlayarak hafif çaplı hangi noktada olduğumuzu bize unutturuyor.
Bu neredeyse başarılı gerilimin sonunda gelinen nokta ise düşündürücü, düğmeye basanlar da, çocuğu için kendisini feda edenler de anneler. Yani en acımasızlar ve en fedakârlar kadınlardır söylemi alt metin olarak mı veriliyor? Hal böyle ise bu nokta ile zaten erkek egemen dönemdeki kadın olgusu iyice basite indirgeniyor. Gerilim altına sıkıştırdığı böyle söylemleri de olsa, “Kutu” Richard Kelly’in formuna döneceğine işaret, psikoloji sınavı tadında bir gerilim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


