Sinemasız hayat,tuzsuz popcorn gibidir...
helena bonham carter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
helena bonham carter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2015 Salı

Ebeveynlere filmler:Charlie and the Chocolate Factory





Şaşırmayın öyle!Charlie ve çikolata fabrikası her ne kadar çocuk filmi gibi görünse de çocuk yetiştirenlerin mutlaka izlemesi gereken bir film.Gayet derin,sarsıcı,düşündürücü.

Bir kere Tim Burton'un yeri bende çok ayrı.Her filmini takip ederim.Masalsı,etnik,çizgi romanvari ama mesajlı,çok basit mesajlı ama gerçek.Hepsini bir arada toplamak o kadar zor ki...
Çocukluğumda izlediğim Bettlejuice,Batman serisi falan hala en ince ayrıntısına kadar aklımda.O kadar yer etmiş bende..Büyüyüp de tekrar izleyince başka yerlerini yakalamak da ayrı keyif...Corpse Bride ve Nightmare before christmas ise geç bulup kaybetmediklerimizden..

Dün akşam da Çınar'la Tim Burton'a giriş yapalım istedim.istedim. Charlie and the chocolate factory 'e gitti elim.

Film aslında "Willy Wonka and the Chocolate Factory" olarak 1971 de yayınlanmış.Tim Burton'un versiyonu ise "Charlie and the Chocolate Factory" olarak 2005 'de recoverlanmış. İsim.İsim değişikliğinin nedeni,Tim Burton'un Charlie'yi filmin merkezine almak istemesi gibi görünüyor.

Kısa özetle ,şehirdeki gizemli çikolata fabrikasını gezmek için 5 altın bileti bulan çocuklar bir ebeveynleri ile 1 şubatta fabrikanın önünde hazır bulunurlar. Willy Wonka,şehrin en ünlü çikolata tasarımcısı,çikolataları o kadar tutuyor ki sonunda kocaman bir fabrika açıyor.Fakat tariflerinin çalınması sonucunda bir gün aniden fabrikayı kapatıyor.Daha sonraları fabrikadan duman çıksa da kimse içeride kimlerin ve nasıl çalıştığını bilmiyor.günlerden bir gün Willy Wonka altın bileti bulan 5 çocuğun fabrikada bir gün geçirmeyi kazanacağını ve bir tanesinin de büyük ödülü kazanacağını anons ediyor.

Charlie ise çok fakir bir ailenin çocuğu.Yaşlı aile büyükleri,annesi ve babasıyla yaşıyor.O sefaleti öyle bir hissediyorsunuz ki,ve o sefaletin birleştirici etkisini :(
içiniz sızlıyor.Burton'un o gri tonlamaları,evin düzlemsel kaçıklığı,sanki bir pufla uçuverecekmiş hali ... Ona rağmen sevgi dolular.Evin tek çocuğu Charlie için çırpınıp duruyorlar...

Willy Wonka üzerinden okumalara değinirsek,ilk düzlükte Willy Wonka tuhaf ama çok başarılı bir patron,kocamann bir fabrika kuruyor ,binlerce insana iş veriyor fakat ihanete ugraması çok uzun sürmüyor.Adam kırgın,insanlarla çalışmak ona başarısızlık getirdi...Çikolata fabrikası kapandığı için binlerce insan işsiz kaldı..Willy Wonka görüntüde acımasız ama ihanete uğramış.

Gelelim o 5 altın bilete,5 altın bileti bulan çocukların ve ebeveynlerin profilleri,aslında biz ebeveynlerin suratlarına atılan tokatlardan başka şeyler değil.Şöyle diyor kısaca:Siz ne iseniz çocuğunuz da O dur!

(.Bilmiyorum doğru his mi ama bana sanki incildeki ölümcül günahlara da atıf var gibi geldi.Parantez içinde de yazdım.)

Augustos Gloop: Çikolata yemekten çok şişmanlamış,arsız,obur ... Çocuğunun yağlarıyla gurur duyan Annesi ile birlikte geziye katılıyor. O bileti bulmak için yediği çikolatarı anlatıp duruyorlar
(Oburluk!!!)

Veruca Salt: Zengin aile çocuğu,leb demeden bütün istedikleri önünde,Aile bütün imkanlarını cocugun istekleri için seferber etmiş durumda.(Aç gözlülük.,doyumsuzluk)

Violet Beauregarde:dünyanın en saçma yarışmalarına katılmış,Hırs küpü annesinin küçük versiyonu.
(Kıskançlık ,hırs )

Mike Teawee:Kendini dahi zanneden mutsuz  bilgisayar çocugu ve negatif ukala ebeveyni.
(Kibir kendini beğenmişlik ve öfke)

Bu çocukların Hepsi bilete ulaşabilmek için müthiş mücadele ediyorlar.binlerce çikolata alıyolarlar,hatta Veruca'nın babası çikolataları işçilere açtırıyor falan.


Ama Charlie senede sadece 1 tane çikolata yiyebiliyor o da sadece doğum gününde.O sahnede boğazınız düğümleniyor...Charlie şans eseri bileti buluyor.Yani ideal olan,Charlie'nin şansı yaver gidiyor...

Charlie'ye yapılan teklif ve Charlie'nin cevabı ise aile birliğinin dünyada hiç bir şeyden önemli olmayacağının vurgusu diyelim...

Willy Wonka'nın geçmişi ise ebeveynlere daha çok şey anlatıyor.Ama onu da anlatmayalım.
Sadece şunu hatırlayalım:Yasaklar bazen sizi bir çikolata fabrikası kurmaya kadar ulaştırabilir!Ama geçmişinizle barışmazsanız,bir yerde mutlaka tökezlersiniz...

Daha fazla spoiler yok! Bu filmi izleyin...Çocuğunuz yoksa ve bir gün olursa tekrar izleyin...

(Oyunculara hiç sıra gelmedi:ama kadro klasik,Tim Burton'un dostları gerekeni gene yapmış.Taşlar yerli yerinde,Johnny Deep bu işleri iyi kotarıyor.Çocuk oyuncular ipi göğüslemiş.)




20 Şubat 2011 Pazar

Bir enkazdan Kral yaratan adam:King's Speech (Zoraki Kral)


Bu sene Akademi Adayları güçlü,King's Speech ise 12 dalda adaylığı ile en güçlü adaylardan birisi.İngiltere kralı VI. George'un kraliyet mücadelesinin çok şahsi kısmına ışık tutan film,sakin hikayesiyle bütün yükü oyuncuların sırtına yüklemiş bir biyografi.Hal böyle olunca tabi ki gözler Collin Firth'in üzerinde oluyor.Javier Bardem'in Biutiful'daki performansı gönlümü fethetmiş olsa da Collin Firth bu sene heykelciği evine götürür.Yürüyüşünden bakışına,aksanından tutukluğuna kadar,kendine güvensiz,ezilmiş aile bireyini adeta yaşıyor.Bunun seyirciye yansıması da müthiş.Ses tonunu bile değiştirebilip kekeme York Dükü'nün naif dünyası kendisine çok yakıştırmış.Çok asil ama bir o kadar da kırılgan Bertie,tabi ki filmin üzerinde döndüğü karakter.Ama başlıkta da bazılarınızın farkettiği gibi,bu filmde benim starım Geoffrey Rush.VI.George'un içine kapanık dünyasını çay kaşığı ile eşeleyip bu koca enkazdaki Kraliyet ışığını gören adam Lionel.Aslında filmin perde arkası karakteri,hikayenin bir zafere dönüşme sebebi olan Lionel Lounge'u,Geoffrey Rush gibi bir isme emanet etmek yapılabilecek en akıllıca iş olmuş.Orta sınıf bir Avusturyalı dil bilimciyi canlandıran Geoffrey Rush,kesinlikle Oscar'ı almalı.Kendisi o kadar iyi bir oyuncu ki,filmin en ağır topundan bile rol çalabilecek durumda olmasına rağmen,yeri geldiğinde Collin Firth'i daha da zirveye çıkarmaktan hiç çekinmemiş.Eminim ki Colin Firth'in muazzam performansında payı bile vardır.
Krallığın,devlet üzerinde çok sembolik bir etkisi olmasında rağmen halk ve klise için ne kadar değerli olduğunun alt metinde altını çizen,fazla politikaya bulaşmadan,sempatizanlık ya da partizanlık yapmadan,
İngiltere kraliyetinin en sevilen liderlerinden biri olmuş VI. George'un,içsel ve ailesel yaşantısından bir kesiti bize sunan Tom Hooper,bu tarihsel deneyiminde iyi iş çıkartmış.Daha önce de TV için Elizabeth serisiçeken,the Damn United ile beğeni alan yönetmen,bu güçlü filmden sonra çıtayı yüksek tutmak zorunda kalacak.
Aslında VI.George'un kekemelik probleminden,geçmişte yaşadığı psiklojik problemlerden,karısının ona hep şefkate ihtiyacı olan bir bebekmiş gibi davranmasını ekrana yansıtmak çok güç.O kadar ince bir çizgide yürümeniz lazım ki,bütün bu insani olayları tarihin çok saygın figürlerinden birini rezil etmek niyetinde olmadığınızı herkes anlasın.Tam da bu anlamda film,yeri geldiğinde karakterlere yüklediği öz eleştirilerle bile çok doğal yönüyle ele alıyor.
Söylemeden geçmek istemiyorum,Helena Bonham Carter'i böyle fazla normal bir rolde izlemek bir süre bana çok tuhaf geldi. :) Fakat yaşının verdiği olgunlukla artık onu anne rollerinde izlemek aslında normal bir durum.
aksan konusunda tabi ki biraz zayıf kalsa da (Collin Firth'in insan üstü gayret ve performansı karşısında kim olsa bu duruma düşebilirdi) bence yerli yerine oturmuş.Kocasını seven ve her koşulda destek olan asilzade olduğunun bilincinde ama kibirsiz güçlü bir kadın portresi izliyoruz.aslında şu açıdan da bakmakta fayda var,erkeğin başarısının % kaçı arkadasındaki kadına ait? Aslında George'un kendi problemleri ile savaşmasını sağlayan da karısı.

Bu dingin hikayeyi izlemek,muhteşem oyunculukları alkışlamakta fayda var.En kötü ihtimalle yakın İngiltere tarihinden bir kaç isim öğrenmiş oluyoruz,Hem hiç de uzak değil Kraliçe Elizabeth'in babası.

Ucundan spoiler:
*Çok dozunda tarih eklentileri filmin artısı.Özellikle Hitler üzerinden yapılan gönderme gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir liderlik vasfı.Hitler'in bir meydan konuşmasını izleyen VI.George'un ağzından şunları duyduğumuz sahne: -Ne dediğini anlamıyorum ama ne diyorsa onu çok etkili anlattığı kesin!

*Film içinde benim en sevdiğim sahne ise,Kral olduktan sonra George'un kızları ile karşılaşma sahnesi.İnsan neden Kral olmak istemezin açıklaması gibi...

*Görsel açıdan en sevdiğim sahne ise Kral'ın canlı yayın konuşmasını yapmayı beklerken yüzüne yansıyan kırmızı canlı yayın ışığı,Collin Firth o anda yansıttığı endişe için bile ödülü hakediyor.