Sinemasız hayat,tuzsuz popcorn gibidir...
collin firth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
collin firth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2014 Cuma

En iyi giyinen filmler

Elimizi sallasak çarptığımız animasyonlardan ya da görkemli kraliyet döneminden,saraylardan bahsetmiyorum.Kostüm olarak da değil de filmin ruhuna uygun nasıl giyinilir onu düşünüyorum.Nerden çıktı derseniz kısaca anlatayım:

Şu meşhurrr filmimiz Twilight 'in çekimleri esnasında yapılan bir röportaj da yönetmen Catherina Hardwicke oyunculara kendi kıyafetlerini giydirdiginden bahsediyordu.Şu benim montum ,şu benim gömleğim falan gibilerinde.Dur bir bakayım şu kıyafetlere dedim.Neler giyermiş bizim yönetmen? Zaten Twilight öyle mini bütçeyle çekilmiş,vasat görüntülü,yanlış açılarla dolu,kötü makyajlı bir teenage filminden ötesi değildi.(tabi kazandırdığı paralar konusuna girmiyorum.Allah yürü ya Kulum desin!) Hardwicke'de filmi kotarmışmıydı ki de ,bir de moda tasarımcılığına soyunsun!

Hep yağmurlu kasabamızda kapalı hava fonlu filmde kıyafetlerde bir o kadar iddiasız ve pasteldi.Asıl kız Bella'nın "kahverengi eşofman üstü ve vasat jean giymesi de cabası.Sonra düşündüm ki Bella zaten öyle bir kız değil mi? Edward'a zaten ne giyse yakışacak e adam zaten 100 yaşında biraz da demode olmalı tabi.Hakkını yemiyeyim Hardwicke'in neyse "o" olmuş kıyafetleri...

Bu gözle bakınca bazı filmler var ki hakikaten giyimleriyle ne olduklarını anlatabiliyorlar.Özel kostumler gerektirmeyen filmler için giyim kuşam olayı nasıl organize ediliyor (herkes Hardwicke gibi yapmıyordur tabi.)bunu biraz çalışmam lazım,ama olayın bu organize boyutunu geçersek,gözüme kıyafetleriyle çok şey anlatan nice film vardır.




Bakın hemen çok yakın bir örnek vereyim.Tom Ford zaten hali hazırda modaci iken,bir de film yönetmenliğine soyunmuştu.A Single Man,Tom Ford'un çok başarılı işleri arasındandır bence.Ayrıca bu film kesinlikle Tom Ford'un moda tasarımcısı kimliğine muhteşem göndermeler yapıyor.Ah Colin Firth'e bir bakın.O Gucci takımlar için de nasıl da jilet gibi duruyor.Hictchock'un Psycho filminden Vera Miles'in devasa gözleri eşliğinde sigara içtiği delikanlı'nın kıyafetlerine takılmadaık mı diyeceksiniz yani bana.Bırakın kıyafetleri bir kenara evlere eşyalara bakın,hatta George'un tuvaletine göz atın.Tom Ford baştan aşağıya tasarımcı kimliğiyle etrafı adeta misafir gelmeden önce düzeltmiş gibi.


Zamanın da çok keyifle izlediğim,müzikal anlamında bile değerlendirilebilecek,Ezel Akay'ın Nerdesin Firuzesi ise Türk Sineması için deneysel işlerden biri sayılabilir.Filmin giysilerine evet kostüm olarak bakmak da fayda var.Dili var bu kıyafetlerin,Neredesin Firuze'nin o masalsı,gerçek olamayacak kadar naif ruhunu yansıtıyor bize.Batmış ama umudu olan insanların iç renklerini gözümüze sokuyor,aynı zamanda da yer almak için cabaladıkları rengarenk pırıltılı dünyanın dış görünüşü hissettir miyor mu?
Hele o altın rengi kıyafetlerle Ya evde yoksan'ı seslendirdikleri sahne,Melek gibi beyazlar içinde süzülen Firuze'yi altınlarla etkileme çabası.Her şey masalsı bir Kitchlik içinde.Yeşil gelinlik,kırmızı takım elbise,kanatlı kıyafetler...Ata'nın bornozu bile...Tabi bu noktada film içinde ciddi bir kostüm tasarımı söz konusu.gündelik kıyafetlerle hikaye nasıl anlatılır görüyoruz.Filmin Kostüm tasarımı Naz Erayda'ya ait.
Fight Club'da Tyler Durden'in üzerindekilerine bir bakın.Tyler var mı yok mu tartışması yapmadan giyim tarzına bakın.Böyle bir insan olabilir mi? Şüphesiz Brad Pitt'in kariyerindeki en sert ve en başarılı performanslarından birisi olan Tyler'in hiçliği bence kıyafetlerinde de göz kırpıyor...(aslına bakarsanız Brad Pitt'in üstüne her giydiğini çok iyi taşımasından da kaynaklanıyor biraz da bu hehe :) )
Tabi başta düşündüğümüz şeyi bir anlamda çürütmeye başlıyor beynim,yani günlük hayatta olsa bir filmde giyilen herşey kostüm adı altında mı düşünülmelidir?Acaba 80'li yıllarda yeşilçam sinemasının en hareketli günlerinde Tolga Savacı pamuklu sweatshirtini göbek altındaki kot pantolunun içine sokup üstüne bir de kumaş pantolon kemeri takarken, görsel olarak bu sorgulanıyor muydu hiç bir fikrim yok tabi.Ya da Serpil Çakmaklı saçları kopacakmış gibi sımsıkı toplayıp plastik kelebek tokasını takarken bu bir imaj mıydı?
Tamam çok da uçlara kaçmadan,sınırlı bütçelerle çekilen fenomenlerimizi bir kenara bırakıp,olaya bir de her kıyafet kostümdür gözüyle bir bakış atalım.Tabi bir de oyuncular ve üzerine cuk diye oturan kostümler var,çok da iddialı olmasın ama ben şu ana kadar nicholas Cage ve deri ceketi kadar iyi bir ikili daha görmedim diyebilirim ( bknz:gone in sixty seconds) Tabi Heath Ledger'in Joker'inin mor takımını unutmazsak.Bir kez daha dile getirmemin hiç bir sakıncası yok bence.
Beyazperdenin en iyi Joker'iydi kendisi herşeyiyle..Bir kez daha RIP!
bu örnekleri aklıma geldikçe editlerim.Bu yazıda çok uzun soluklu yaşayan bir yazı haline geliverir! :)

dip not:Çok çok iyi işler çıkarmış Colin Firth'in de Bridget Jones'un günlüğündeki yılbaşı kazaklı halinin beynime kazınmış olması özellikle Kral mertebesine yükseldikten sonra biraz talihsiz ama çok sevimli :)

28 Şubat 2011 Pazartesi

83. Akademi Ödülleri de geride kaldı.Şaşırtmadan!

David Fincher olsam bugün nasıl uyanırdım bilmiyorum.Ne yalan söyliyeyim Tom hooper ismini beklemiyordum.Sanki son  yıllarda şöyle bir tavır içinde akademi,en iyi film ve yonetmeni birbirinden ayırmam!
Uzun lafı kısası gecenin kazananı King's Speech.Bir Oscar daha süprizsiz,dediğim dedik sona erdi...



Kazananlar listesi

En İyi Film: The King's Speech
En İyi Yönetmen: Tom Hooper (The King's Speech)
En İyi Erkek Oyuncu: Colin Firth "The King's Speech''
En İyi Kadın Oyuncu: Natalie Portman "Black Swan"
      En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christian Bale "The Fighter"
      En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Melissa Leo "The Fighter"
      En İyi Yabancı Film: In a Better World / Susanne Bier / Danimarka
      En İyi Uyarlama Senaryo: The Social Network, Aaron Sorkin
      En İyi Orijinal Senaryo: The King's Speech: David Seidler
      En İyi Görüntü Yönetimi: Inception - Wally Pfister
      En İyi Sanat Yönetmeni: Alice in Wonderland RobertStromberg,  Karen O'Hara
     En İyi Animasyon: Toy Story 3
     En İyi Animasyon (Kısa Metraj): The Lost Thing
     En İyi Müzik: The Social Network, Trent Reznor ve Atticus Ross
     En İyi Şarkı: Randy Newman, If I Rise - 127 Hours
                                                      En İyi Görsel Efekt: Inception, Paul Franklin, Chris Corbould, Andrew Lockley ve Peter Bebb
 En İyi Kurgu: The Social Network Angus Wall ve Kirk Baxter
 En İyi Ses Miksajı: Inception, Lora Hirschberg, Gary A. Rizzo ve Ed Novick
 En İyi Ses Montajı: Inception, Richard King
En İyi Makyaj: The Wolfman, Rick Baker ve Dave Elsey
En İyi Kostüm: Alice in Wonderland, Colleen Atwood

Collin Firth'e de çok yakıştı bence o Oscar.Bridget Jones'dan bu yana ne kadar da yaşlanmış.
Jeff Bridges'i nedense itici  buluyorum,belki de tıngır mıngır gitarist rolu ile Oscar'ı almasından olabilir mi?
Natalie Portman,sanki Nina'yı oynamamış da ona çok benziyormuş gibi hissettim,hırsı gözlerinden okunuyordu.

27 Şubat 2011 Pazar

Şaşırt bizi Akademi:Oscara saatler kala...


Artık saatler var.Sabaha merakımız sona erecek.Bu sene filmlerin gayet iddialı olması nedeniyle çok bir haşır neşir olduğum ödül töreniyle ilgili artık tahminler havada uçuşuyor.Eminim hepiniz her yerde favorileri okudunuz.

Ana dal tahminleri şöyle:

En iyi Erkek oyuncu:Colin Firth-"The King's speech"
En iyi Kadın oyuncu: Natalie Portman,-"Black Swan"
En iyi yardımcı erkek:Christian Bale-"Fighter"
En iyi yardımcı kadın:Hailee Steinfeld -“True Grit"
En iyi yönetmen:David Fincher-"Social Network"
En iyi Film: King's speech

Colin Firth'e burdan ver yansın edecek halim yok,geçen sene A Single Man ile alamadığı heykeli bu seneki roluyle de hakediyor.Bence gecen sene Jeff Bridges'e giden OScar zaten Colin Firth'indi.

Ama hadi akademi şaşırt bizi bu rolu bu sene daha çok hakeden Javier Bardem'e ver.

Natalie Portman,hayatının en iyi rolü ile karşımızda.Bundan sonra da böyle zorlayıcı bir rol sahibi olacağını düşünmüyorum.Ama su an için ona yakın bir aday da göremiyorum.Hamile olması da sempatikliğini artırıyor dogrusu.Ama Akademi eşcinsellere söyle bir el sallayıp,The Kids are allright filmindeki Nic rolu ile Annette Bening'e Oscar verse hakkaten şaşırırız.

Christian Bale,yardımcı erkek dalında favori aday,Bir filminde kas yığınına dönüp,digerinde sivrisinek gibi -30 kg ile boy göstermesiyle meşhur.Fighter'da da yine iki boyultu neredeyse.Disiplinli ve iyi projelerde yer alan bir oyuncu.Ama Akademi Geoffrey Rush'ı nasıl görmezden geleceksin.Favorim kesinlikle Geoffrey Rush

Dogrusu Helena Bonham Carter hayalkırıklığı yarattıktan sonra Hailee Stenfiled'e diyecek birşeyim yok.Kendisi benim de yardımcı kadın oyuncu adayım.

Evet son bir ayda Kulisleri alt üst eden film King's Speech,bir anda Social Network üzerindeki ibreyi kendi tarafına doğru çevirdi.İki film aynı zamanlarda vizyona girseydi bence galip kesinlikle Social Network olacaktı.Hala daha da ümidimi yitirmiş değilim.Olay su ki Social Network vizyona girdiğinden beri Ocarın en güclü adayı sıfatıyla heryerde konuşuldu.biraz bıktırdı tabi bu durum Akademiyi.King's speech cok da etliye sütlüye bulaşmayan apolitik duruşu ve tertermiz senaryosu ile rekabet için  tam da biçilmiş kaftan oluverdi.Fakat şöyle bir düşünüyorum da,Akademinin pek İngiliz filmlerine prim verdiği de yok.Ayrıca Social Network yapımcıları bu durumu düşünüp heralde içerde kulis yapıyorlardır.

Oscarın gediklisi haline gelmiş Coen Kardeşlere ne diyorsunuz?Çat diye 10 dalda aday oldular.True Grit ile bence bu iki filmin ensesindeler.Coen Kardeşler ile ilgili sahsi fikrim şu:Coen Kardeşleri ya çok seversiniz ya da filmlerinden çok afedersiniz bir bok anlamazsınız.Ama burda dikkat True Grit bir yeniden çevrim filmi,ve eskisinden kat be kat iyi bir yeniden çevrim filmi.Konusu itibari ile de Amerikan tarihine selam gönderiyor.Tam da Akademinin gönlü fethedilesi bir durum değil mi?Seviyorlar kendi meseleleriyle uğraşamayı.

Benim rengim belli oldu sanırım.Social Network'e giden ödülü ayakta alkışlarım.
Akademi ödülü True Grit'e verirse çok insanı şaşırtır ama beni değil.
Aronofsky bir kaç sene daha aday olur biraz daha yaşlanınca ödülü alır.Ama şunu belirtmek isterim ki "Black Swan" bir masterpiece.Akademiye sert gelmese de keske heykelcik Black Swan'a gitse.
Farkındaysanız ortalığı kasıp kavuran Inception'un esamesi okunmuyor.Geçen seneki Avatar örneğinden sonra şaşırdık mı? Tabi ki şaşırmadık.Ama Inception fanları bütün anketlerde Inceptıon'u bir numara yapıyor.Bizim anketimizde de Inception ödülü almış gözüküyor.Yani uzun lafın kısası Inception halkın birincisi.

Evet Akademi üyeleri bu senenin ödülünü ola ki Inception'a verirse ben dahil çok insanı çok şaşırtır ve bir anda halkın sevgisini kazanmış bir ödül organizasyonu oluverir.

En iyi yönetmen ödülünün David Fincher'dan başkasının olabileceğini bile düşünmek beni üzüyor.Umarım bu dalda Akademi bizi şaşırtmaz da,Bu zamana kadar çok iyi işler çıkartmış Fincher evine ödüller döner.
Şu kanıya kapılmayın sakın,önceki işleri iyiydi,Social Network vasat olmasına ragmen yine de ödülü alsın mantığında degilim.Social Network,başladığı saniyeden itibaren izleyiciyi ekrana kilitleyen,sanal bir konuyu bu tempo ile izleyiciye hissettiren bir yeni dönem filmidir.David Fincher'in objektifinden çıkmış bir sanat eseridir.

Kısa Kısa:Bugünkü haberlerden biri de Kralice Elizabeth'in Oscar törenlerini saat farkına rağmen,canlı izleyeceği yönündeydi.
Natalie Portman'ın aptal bir romantik komedisi vizyona girdi.Çok kötü zamanlama bence
127 saat,Danny Boyle imzasını taşıyan,insanı kasım kasım kastıran,sonuna yakın hepimizi yerinden zıplatan,tek kişilik dev kadrosuyla başarılı bir yapım.Başarısı da bizzat James Franco'nun iyi oyunculuğudur.
Danny Boyle 'nin suratımıza attığı yaşam tarzıdır.İyi filmdir fakat Akademi es geçecektir.Francoyu da filmi de.

20 Şubat 2011 Pazar

Bir enkazdan Kral yaratan adam:King's Speech (Zoraki Kral)


Bu sene Akademi Adayları güçlü,King's Speech ise 12 dalda adaylığı ile en güçlü adaylardan birisi.İngiltere kralı VI. George'un kraliyet mücadelesinin çok şahsi kısmına ışık tutan film,sakin hikayesiyle bütün yükü oyuncuların sırtına yüklemiş bir biyografi.Hal böyle olunca tabi ki gözler Collin Firth'in üzerinde oluyor.Javier Bardem'in Biutiful'daki performansı gönlümü fethetmiş olsa da Collin Firth bu sene heykelciği evine götürür.Yürüyüşünden bakışına,aksanından tutukluğuna kadar,kendine güvensiz,ezilmiş aile bireyini adeta yaşıyor.Bunun seyirciye yansıması da müthiş.Ses tonunu bile değiştirebilip kekeme York Dükü'nün naif dünyası kendisine çok yakıştırmış.Çok asil ama bir o kadar da kırılgan Bertie,tabi ki filmin üzerinde döndüğü karakter.Ama başlıkta da bazılarınızın farkettiği gibi,bu filmde benim starım Geoffrey Rush.VI.George'un içine kapanık dünyasını çay kaşığı ile eşeleyip bu koca enkazdaki Kraliyet ışığını gören adam Lionel.Aslında filmin perde arkası karakteri,hikayenin bir zafere dönüşme sebebi olan Lionel Lounge'u,Geoffrey Rush gibi bir isme emanet etmek yapılabilecek en akıllıca iş olmuş.Orta sınıf bir Avusturyalı dil bilimciyi canlandıran Geoffrey Rush,kesinlikle Oscar'ı almalı.Kendisi o kadar iyi bir oyuncu ki,filmin en ağır topundan bile rol çalabilecek durumda olmasına rağmen,yeri geldiğinde Collin Firth'i daha da zirveye çıkarmaktan hiç çekinmemiş.Eminim ki Colin Firth'in muazzam performansında payı bile vardır.
Krallığın,devlet üzerinde çok sembolik bir etkisi olmasında rağmen halk ve klise için ne kadar değerli olduğunun alt metinde altını çizen,fazla politikaya bulaşmadan,sempatizanlık ya da partizanlık yapmadan,
İngiltere kraliyetinin en sevilen liderlerinden biri olmuş VI. George'un,içsel ve ailesel yaşantısından bir kesiti bize sunan Tom Hooper,bu tarihsel deneyiminde iyi iş çıkartmış.Daha önce de TV için Elizabeth serisiçeken,the Damn United ile beğeni alan yönetmen,bu güçlü filmden sonra çıtayı yüksek tutmak zorunda kalacak.
Aslında VI.George'un kekemelik probleminden,geçmişte yaşadığı psiklojik problemlerden,karısının ona hep şefkate ihtiyacı olan bir bebekmiş gibi davranmasını ekrana yansıtmak çok güç.O kadar ince bir çizgide yürümeniz lazım ki,bütün bu insani olayları tarihin çok saygın figürlerinden birini rezil etmek niyetinde olmadığınızı herkes anlasın.Tam da bu anlamda film,yeri geldiğinde karakterlere yüklediği öz eleştirilerle bile çok doğal yönüyle ele alıyor.
Söylemeden geçmek istemiyorum,Helena Bonham Carter'i böyle fazla normal bir rolde izlemek bir süre bana çok tuhaf geldi. :) Fakat yaşının verdiği olgunlukla artık onu anne rollerinde izlemek aslında normal bir durum.
aksan konusunda tabi ki biraz zayıf kalsa da (Collin Firth'in insan üstü gayret ve performansı karşısında kim olsa bu duruma düşebilirdi) bence yerli yerine oturmuş.Kocasını seven ve her koşulda destek olan asilzade olduğunun bilincinde ama kibirsiz güçlü bir kadın portresi izliyoruz.aslında şu açıdan da bakmakta fayda var,erkeğin başarısının % kaçı arkadasındaki kadına ait? Aslında George'un kendi problemleri ile savaşmasını sağlayan da karısı.

Bu dingin hikayeyi izlemek,muhteşem oyunculukları alkışlamakta fayda var.En kötü ihtimalle yakın İngiltere tarihinden bir kaç isim öğrenmiş oluyoruz,Hem hiç de uzak değil Kraliçe Elizabeth'in babası.

Ucundan spoiler:
*Çok dozunda tarih eklentileri filmin artısı.Özellikle Hitler üzerinden yapılan gönderme gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir liderlik vasfı.Hitler'in bir meydan konuşmasını izleyen VI.George'un ağzından şunları duyduğumuz sahne: -Ne dediğini anlamıyorum ama ne diyorsa onu çok etkili anlattığı kesin!

*Film içinde benim en sevdiğim sahne ise,Kral olduktan sonra George'un kızları ile karşılaşma sahnesi.İnsan neden Kral olmak istemezin açıklaması gibi...

*Görsel açıdan en sevdiğim sahne ise Kral'ın canlı yayın konuşmasını yapmayı beklerken yüzüne yansıyan kırmızı canlı yayın ışığı,Collin Firth o anda yansıttığı endişe için bile ödülü hakediyor.

27 Ocak 2011 Perşembe

Oscar Yolcusu kalmasın:2011 Oscar adayları


Bilindiği üzere,Oscar ödülleri için artık hersene 10 film yarışıyor.Çoktandır tahminler yapılıyordu.Çoğu tahmin de tuttu en iyi film adayları şöyle:

Best Picture
“Black Swan” Mike Medavoy, Brian Oliver and Scott Franklin, Producers

“The Fighter” David Hoberman, Todd Lieberman and Mark Wahlberg, Producers

“Inception” Emma Thomas and Christopher Nolan, Producers

“The Kids Are All Right” Gary Gilbert, Jeffrey Levy-Hinte and Celine Rattray, Producers

“The King's Speech” Iain Canning, Emile Sherman and Gareth Unwin, Producers

“127 Hours” Christian Colson, Danny Boyle and John Smithson, Producers

“The Social Network” Scott Rudin, Dana Brunetti, Michael De Luca and Ceán Chaffin, Producers

“Toy Story 3” Darla K. Anderson, Producer

“True Grit” Scott Rudin, Ethan Coen and Joel Coen, Producers

“Winter's Bone" Anne Rosellini and Alix Madigan-Yorkin, Producers

Açıkçası son iki filme kadar bütün liste herkes tarafından tahmin ediliyordu.Ama Coen Kardeşlerin filminin listede yer alması beni şaşırttı diyemem.

Neredeyse bütün önemli ödüllerde birlikte yarışan Black Swan ve Social Network dikkat çekiyor.Ama The King's Speech tam 12 dalda aday! Tam akademinin sevdiği tarz bir yapım gibi gözüküyor.Inception başlangıç olarak kalacağa benzer.127 saat'in sonu eminim akademiye çok sert gelecektir.The Fighter bence çok sağlam kadrolu bir yapım.
Gönlümden geçeni sorarsanız şairane Black Swan derim ama Akademi ödülü King's speech ile Social Network'ten birine gider gibi geliyor

En iyi yonetmen kadrosunu görünce aaa Nolan yok seslerini ben de duydum:

“Black Swan” Darren Aronofsky


“The Fighter” David O. Russell

“The King's Speech” Tom Hooper

“The Social Network” David Fincher

“True Grit” Joel Coen and Ethan Coen

Yerli yerinde bir aday listesi bence,David Fincher heykelciği evine götürsün isterim.Bilmem ki Aronofsky o depresif ve gercekçi tarzıyla heykele sevinir mi? Coen Kardeşlerin yeri hep ayrıdır ben de ama bu sene es geçilecekler o belli...
 
Kadın oyuncu adaylarını yazmadan bile favorimi söyleyebilirim:Natalie Portman bunu tahmin etmek dahi zekası istemiyor zira herkes aynı fikirde
 
Annette Bening in “The Kids Are All Right”


Nicole Kidman in “Rabbit Hole”

Jennifer Lawrence in “Winter's Bone”

Natalie Portman in “Black Swan”

                                                      Michelle Williams in “Blue Valentine”


 
 
Erkek oyuncu da tam bir klişe yaşanacak,Biyografide oynayan başarılı erkek oyuncu kekeme kralımız Colin Firth:
Javier Bardem in “Biutiful”

Jeff Bridges in “True Grit”

Jesse Eisenberg in “The Social Network”

Colin Firth in “The King's Speech”

James Franco in “127 Hours”


Javier Bardem'in çok daha iyi oyunculuklarını izledik,bence Jesse Eisenberg çok başarılıydı.
Gönül James Franco'nun o müthiş gülümsemesi ile heykeli kaldırmasını ister ama bu sene Colin Firth doğru bir iş yaptı.
 

Yardımcı erkek oyuncu dalında da adaylar söyle
 
Christian Bale in “The Fighter”


John Hawkes in “Winter's Bone”

Jeremy Renner in “The Town”

Mark Ruffalo in “The Kids Are All Right”

Geoffrey Rush in “The King's Speech”

Gözlerim  Facebook'un masum ortagını aramadı değil hani,Eduardo Saverin roluyle karsımıza çıkan Andrew Garfield'i Akademi görmezden gelmeyi tercih etmiş.Bu durumda Christian Bale'in şansı yüksek!
 
Yardımcı kadın oyuncuda da benzer birşey göze çarpıyor.Kulislerde dönen Black Swan!daki Lily karakteri  Mila Kunis adı listede yok.liste söyle:
 
Amy Adams in “The Fighter”


Helena Bonham Carter in “The King's Speech”

Melissa Leo in “The Fighter”

Hailee Steinfeld in “True Grit”

Jacki Weaver in “Animal Kingdom”


Amy Adams benim için yakın bir isim,ama Helena Bonham Carter filmin gücünden beslenebilir.
 
bütün dallar için : http://www.oscars.org/awards/academyawards/83/nominees.html
 
adresine göz atın
 
 

17 Haziran 2010 Perşembe

A Single Man /Tek Başına Bir Adam


Tek başına bir adam, yazar Christopher Isherwood’un aynı adlı romanından perdeye bir uyarlama. Aslında romanın da Isherwood’un kişisel yaşantısıyla bir çok bağı var. Ziyadesiyle içsel anlatıma sahip bu bu kitap ’sinemaya uyarlanması imkansız’ kitaplar arasındaydı. 29. uluslar arası İstanbul film festivali’nin programında da yer alan film, 1960′larda Amerikada yaşayan İngiliz bir profesor’un 16 yıllık partneri Jim’in ani ölümünden sonra geçireceği ilk günü, yaşadığı bunalımı ve hayatını sona erdirmeyi düşünmesini anlatan filmin yönetmen koltuğunda Tom Ford’u görünce aklınızdan şunlar geçebilir: Allah Allah bu adam tasarımcı değil mi, nerden çıktı şimdi film yapmak , yönetmenlik de yetmemiş, senaryoya da burnunu sokmuş hem de!!! Tom Ford, bu filmle sinemaya hızlı bir giriş yapmış ve sanatçı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiş durumda. Kitabı çok iyi irdeleyip, yazarın tarzıyla da bağını koparmayan yönetmen, senaryoda kendi isteklerine göre de şekillendirmeler yapmış, mesela kitaptan farklı olarak intihar eğilimi üzerinde daha çok durmuş. Konu olarak gayet sakin, acı dolu ve buhranlı bir hikayeyi seyirciye aktarmak çok zordur. Birincisi Tom Ford bu kasvetli aşk hikayesini (üstelik de 60′lı yıllarda Amerika’da hoş karşılanmayan eşcinsel bir aşkı) bazen bizi komediye sürüklemek suretiyle bile çok keyifli noktalara sürüklemiş. İkincisi ise perdede az bulunur görsel disiplini yakalamış olması. Burda kendisinin direk tasarımcı olmasıyla bağ kurmamak elde değil çünkü perdede gördüğünüz her şeyin özenle seçilmiş olduğunu hissediyorsunuz. Öncelikle filmin görselliği muazzam, Tom Ford kendisi kadar yakışıklı bir film yapmış. Tabi ki kıyafetler muhteşem. Mekanlar, arabalar, açık hava çekimleri, film boyunca vurgulanan gözler, hatta ve hatta George’un tuvaletini yaparken görüntülendiği sahne bile tam bir sanat eseri kıvamında. Film boyunca George’un adeta sevgilisinin gözlerini ararcasına takıldığı muhteşem mavi, yeşil göz konseptini, arabasını park ettiği park yerindeki kocaman bir çift gözden oluşan ”Sapık” afişine gönderme yapması takdire şayan bir durum.



Ford bu ilk işinde, çoğu amatör yönetmen gibi düşünmeyip kitaba sadık kalıcam diye başarısızlığa sürüklenmemiş. Filmi kitabın ilk sayfasındaki gibi dümdüz bir uyanma sahnesi ile açmak yerine, çıplak iki erkeğin deniz altındaki görüntüleriyle başlayıp, hemen ardından karlar içinde beliren kahramanımız George (Collin Firth) arabanın yanında kanlar içinde yatan sevgilisin; Jim’in yanına uzanıyor. George ancak bu rüyalardan sonra uyanıyor. Bu başlangıç Tom ford’un hem farklı hem de cesur bir giriş yapmasına yetmiş de artmış bence. Tom Ford, yanlızca öyküde değil, kimi zaman usta yönetmenleri bile zorlayabilecek öyküleme yöntemlerine de hakim gözüküyor. Müziklerinden kurgusuna, ses tasarımından, dramasına izleyiciyi hayretlere düşürecek bir oyunculuk yönetimine kadar çok başarılı işler çıkartmış. Filmin ağır topu George rolundeki Colin Firth ise, Tom Ford tasarımı jilet gibi takımların içinde muhteşem görünüyor. Bu muhteşem görüntüsünün üzerinde, oyunculuk kariyerindeki en iyi rollerden birini de ekleyince, Oscar’da Jeff Bridges engeline takılması gerçekten çok üzücü.



Tom Ford’un bu ilk denemesi, ‘kayıp’ duygusunu izleyicisine sonuna kadar hissettiren bir film, yitirilenin yokluğuyla başa çıkma üzerine bir yanlızlık senfonisi, tek başına yaşanan bir yasın beyaz perdedeki en önemli karşılıklarından olmuş. Bu filme dünyanın en ünlü moda tasarımcılarından birinin fotograf anlatısı gibi bakanlar çok da haksız değiller. Ama ek olarak şu var: Ford kahramanının dış giysileri kadar ‘iç giysilerini’ de aynı kusursuzlukta dikmiş.




Meraklısına:Yazar Isherwood kitabını  53 yaşındayken sahilde tanıştığı 16 yaşındaki delikanlı ile yaşadığı büyük aşkı sırasında yaşadıkları 1-1.5 senelik ayrılığı sırasında kaleme almış.Kitabın duygu yoğunluğu o yüzden çok ön planda imiş.Daha sonra barışan çift Isherwood 81 yaşında hayata veda edene kadar beraber kalmış.