Sinemasız hayat,tuzsuz popcorn gibidir...
14 Temmuz 2015 Salı
Romantik mi değil mi? : Grinin Elli Tonu/Fifty Shades of Grey
Bir yılı aşkın spekulasyonlarını dinlediğimiz filmin modasının durulmasını bekledim.Çünkü gerçekten duymaktan çok sıkılmıştım.
Şimdi, Genç,yakışıklı ve zengin Bay Grey,kendisiyle röportaj yapmaya gelen öğrenci Ana'yı görür görmez onunla birlikte olmayı kafasına koyuyor.Bu acımasız ve duygusuz adamın dünyasına girmeye çalışan masum İngiliz Edebiyatı "saflık timsali" Ana...Durun bir dakika!
Christian Grey'e biri duygusuz mu dedi!!!
İlk kitabı okuduysanız,bu küçük kızı kandırmak için dişlerini saklayan kurdu unutun...Grey'in karanlık geçmişi onu ruhsuz birine çevirmişti.Bu adam tam anlamıyla iflah olmaz bir romantik...Çok aşık,daha ilk geceden kızla uyumalar,ben çok sertim ayakları yaparken,kızı şevkatten mest etmeler Sürekli sözleşmeden dem vurup, sonra hep aynı haltı yemeler falan... izleyince zaten diyorsunuz ki bu Christian başka.
Christian Grey karakterinin perdeye yansımış bu tutarsızlığı beni açıkçası sıktı.Hep bir istemiyorum yan cebime koy bütün romantikliğini Ana,şeklinde dolaşıyor :)
Ama bu aynı zamanda komik de! Hani böylesi kurguya ev sahipliği yapmış bir filmde de gülmek hoş.
Söylemeden geçemeyeceğim,filmin en komik ve kötü sahnesi de
Anastacia ise ne saf ne saf! Ama o saflığı çok mu çabuk kenara koyabiliyor ne! Bu saflık kızımızın silahı!
Evet hikaye başka bir tarafa doğru yol almış.
Christian'ın bu derece romantik bir çizgiyle servis edilmesi akla bir kaç şey getiriyor:
1-Bu Christian'ın tutacağı çok belli,herkes sevsin onu.Her kadın aşık olsun! (kitaptakinin de böyle bir problemi yok bence zaten )
2-Sırf Christian değil,genel konu da soft ilerliyor.Neden çünkü kadınların koyulduğu yer itibariyle "dominant" bir duruş sergilemek hiç doğru değil.Ortadan gidelim en iyisi.
3-Biz gişe başarısı istiyoruz,çok da sanatsal şeyler yapmaya gerek yok.
Filmin finali ise "bu ne yaa" dedirtir cinsten,Bu mudur, Christian'ın itaatkar'ına verdiği en büyük ceza! çok vasat gerçekten! Zaten Christian'ın bahsettiği sözleşmesinde en ince ayrıntılarını yazdığı sex deneyimlerinin yer aldığı sahneler de erotik soslu romantik sahnelerden öteye gitmiyor zaten.
Ama hep böyle popüler kültür ürünü kitap serilerinin filmlerinden harikalar beklemiyoruz.Edebi değeri sürekli tartışılırken,milyonlarca satan seriler bunlar.Yani boşverin edebiyatı,insanlar bunu okumak istiyor.Bu durumda tabi ki bu filmler de tutacak,..Bütün seriyi izleyeceğiz.Bekleyeceğiz...
Akıl Oyunları: Nedense bu seri bana Twilight'i çağrıştırıyor.Pardon sırf bana değil değil mi?
Neyse ki Jamie Dornan,Pattinson'dan fersah fersah ötede...
Dakota Johnson zaten hayata herkesten 1 sayı önde başlamış :) Babası Don Jahnson,annesi Melanie Griffith
Bu çift vampirleri döver! Dağılın arkadaşlar !
7 Temmuz 2015 Salı
Ebeveynlere filmler:Charlie and the Chocolate Factory
Şaşırmayın öyle!Charlie ve çikolata fabrikası her ne kadar çocuk filmi gibi görünse de çocuk yetiştirenlerin mutlaka izlemesi gereken bir film.Gayet derin,sarsıcı,düşündürücü.
Bir kere Tim Burton'un yeri bende çok ayrı.Her filmini takip ederim.Masalsı,etnik,çizgi romanvari ama mesajlı,çok basit mesajlı ama gerçek.Hepsini bir arada toplamak o kadar zor ki...
Çocukluğumda izlediğim Bettlejuice,Batman serisi falan hala en ince ayrıntısına kadar aklımda.O kadar yer etmiş bende..Büyüyüp de tekrar izleyince başka yerlerini yakalamak da ayrı keyif...Corpse Bride ve Nightmare before christmas ise geç bulup kaybetmediklerimizden..
Dün akşam da Çınar'la Tim Burton'a giriş yapalım istedim.istedim. Charlie and the chocolate factory 'e gitti elim.
Film aslında "Willy Wonka and the Chocolate Factory" olarak 1971 de yayınlanmış.Tim Burton'un versiyonu ise "Charlie and the Chocolate Factory" olarak 2005 'de recoverlanmış. İsim.İsim değişikliğinin nedeni,Tim Burton'un Charlie'yi filmin merkezine almak istemesi gibi görünüyor.
Kısa özetle ,şehirdeki gizemli çikolata fabrikasını gezmek için 5 altın bileti bulan çocuklar bir ebeveynleri ile 1 şubatta fabrikanın önünde hazır bulunurlar. Willy Wonka,şehrin en ünlü çikolata tasarımcısı,çikolataları o kadar tutuyor ki sonunda kocaman bir fabrika açıyor.Fakat tariflerinin çalınması sonucunda bir gün aniden fabrikayı kapatıyor.Daha sonraları fabrikadan duman çıksa da kimse içeride kimlerin ve nasıl çalıştığını bilmiyor.günlerden bir gün Willy Wonka altın bileti bulan 5 çocuğun fabrikada bir gün geçirmeyi kazanacağını ve bir tanesinin de büyük ödülü kazanacağını anons ediyor.
Charlie ise çok fakir bir ailenin çocuğu.Yaşlı aile büyükleri,annesi ve babasıyla yaşıyor.O sefaleti öyle bir hissediyorsunuz ki,ve o sefaletin birleştirici etkisini :(
içiniz sızlıyor.Burton'un o gri tonlamaları,evin düzlemsel kaçıklığı,sanki bir pufla uçuverecekmiş hali ... Ona rağmen sevgi dolular.Evin tek çocuğu Charlie için çırpınıp duruyorlar...
Willy Wonka üzerinden okumalara değinirsek,ilk düzlükte Willy Wonka tuhaf ama çok başarılı bir patron,kocamann bir fabrika kuruyor ,binlerce insana iş veriyor fakat ihanete ugraması çok uzun sürmüyor.Adam kırgın,insanlarla çalışmak ona başarısızlık getirdi...Çikolata fabrikası kapandığı için binlerce insan işsiz kaldı..Willy Wonka görüntüde acımasız ama ihanete uğramış.
Gelelim o 5 altın bilete,5 altın bileti bulan çocukların ve ebeveynlerin profilleri,aslında biz ebeveynlerin suratlarına atılan tokatlardan başka şeyler değil.Şöyle diyor kısaca:Siz ne iseniz çocuğunuz da O dur!
(.Bilmiyorum doğru his mi ama bana sanki incildeki ölümcül günahlara da atıf var gibi geldi.Parantez içinde de yazdım.)
Augustos Gloop: Çikolata yemekten çok şişmanlamış,arsız,obur ... Çocuğunun yağlarıyla gurur duyan Annesi ile birlikte geziye katılıyor. O bileti bulmak için yediği çikolatarı anlatıp duruyorlar
(Oburluk!!!)
Veruca Salt: Zengin aile çocuğu,leb demeden bütün istedikleri önünde,Aile bütün imkanlarını cocugun istekleri için seferber etmiş durumda.(Aç gözlülük.,doyumsuzluk)
Violet Beauregarde:dünyanın en saçma yarışmalarına katılmış,Hırs küpü annesinin küçük versiyonu.
(Kıskançlık ,hırs )
Mike Teawee:Kendini dahi zanneden mutsuz bilgisayar çocugu ve negatif ukala ebeveyni.
(Kibir kendini beğenmişlik ve öfke)
Bu çocukların Hepsi bilete ulaşabilmek için müthiş mücadele ediyorlar.binlerce çikolata alıyolarlar,hatta Veruca'nın babası çikolataları işçilere açtırıyor falan.
Ama Charlie senede sadece 1 tane çikolata yiyebiliyor o da sadece doğum gününde.O sahnede boğazınız düğümleniyor...Charlie şans eseri bileti buluyor.Yani ideal olan,Charlie'nin şansı yaver gidiyor...
Charlie'ye yapılan teklif ve Charlie'nin cevabı ise aile birliğinin dünyada hiç bir şeyden önemli olmayacağının vurgusu diyelim...
Willy Wonka'nın geçmişi ise ebeveynlere daha çok şey anlatıyor.Ama onu da anlatmayalım.
Sadece şunu hatırlayalım:Yasaklar bazen sizi bir çikolata fabrikası kurmaya kadar ulaştırabilir!Ama geçmişinizle barışmazsanız,bir yerde mutlaka tökezlersiniz...
Daha fazla spoiler yok! Bu filmi izleyin...Çocuğunuz yoksa ve bir gün olursa tekrar izleyin...
(Oyunculara hiç sıra gelmedi:ama kadro klasik,Tim Burton'un dostları gerekeni gene yapmış.Taşlar yerli yerinde,Johnny Deep bu işleri iyi kotarıyor.Çocuk oyuncular ipi göğüslemiş.)
1 Temmuz 2015 Çarşamba
Mucize:Sevgi Her zaman kazanır!
Takip edemediğim filmlerden biridir Mucize.Vizyon sonrası apple tv de görünce sessiz sedasız bir günde izleme kararı aldım.Mert Turak'ın performansı ile ilgili yorumları duymuş,duymakla kalmıştım.Mahsun'un da sinema kariyerindeki tüm filmleri izlemiş mesaj ve drama bombardımana rağmen kendini izletmesini de sevmiştim.Mucize de bu bağlamda farklı bir kulvarda değil.Aslında mesaj kaygısı yok,fakat alt metin okumaları var,ama doğudaki 60'ların çilekeş köy ortamı ve doğası gerçekten çok etkileyici,bu kez binlerce kere yürek burkmak yerine,çok yerinde esprili sahneler filmin havasını daha kıvrak yapmış.Mert Turak deyince,çıtası çok yüksek bir oyunculuk,çok emekli bir iş çıkarmış ortaya.Böyle tekrarsız karakterler görmeye gerçekten ihtiyacımız var.
Hikaye ise gerçek bir olaydan alıntı,genelde filmin özeti çoğu yerde söyle yer alıyor:Okulu bile olmayan bir köye tayini çıkan bir öğretmenin,köye gelerek okul yapması çocukları ve köyün engellisi Aziz'i eğitmesi.Aslında hikaye Aziz'in hikayesi,muallim Mahir'in değil.Fakat Talat Bulut'un sevgi dolu oyunculuğu,tüm sadeliğiyle Muallim Mahir,çok insandan rol çalıyor,ve hikayenin orta göbeğine oturuveriyor.Bazen çok iddialı karakterler gerekmez,Talat Bulut'suz bu hikaye çok yüzüstü kalırmış.
Aziz'i izlemelere doyamıyorsunuz o ayrı ama Aziz'le ilgili en güzel ayrıntı ise Aziz'e ailesinin nasıl sahip çıktığı,anne babanın gözlerindeki sevgi,şefkat,kardeşlerinin kaygısı,aslında karakterin güzelliği diğer oyuncularla seyirciye aktarılıyor.
Ben en çok da Mucize'nin kadınlarını sevdim.Güçlerini sevgiden alan,evlatları için ağlayan ,aşkları için yol gözleyen kadınlarını...
Aşk,doğu,insanlık,sevgi harmanları ile aslında benim için yorucu bir filmin sonu ise beni hiç tatmin etmedi desem? Çok eski Türk filmine bağlanmış çok havada kalmış hissettim.
Ağladım mı ? Evet ağladım :)
21 Şubat 2014 Cuma
En iyi giyinen filmler
Elimizi sallasak çarptığımız animasyonlardan ya da görkemli kraliyet döneminden,saraylardan bahsetmiyorum.Kostüm olarak da değil de filmin ruhuna uygun nasıl giyinilir onu düşünüyorum.Nerden çıktı derseniz kısaca anlatayım:
Şu meşhurrr filmimiz Twilight 'in çekimleri esnasında yapılan bir röportaj da yönetmen Catherina Hardwicke oyunculara kendi kıyafetlerini giydirdiginden bahsediyordu.Şu benim montum ,şu benim gömleğim falan gibilerinde.Dur bir bakayım şu kıyafetlere dedim.Neler giyermiş bizim yönetmen? Zaten Twilight öyle mini bütçeyle çekilmiş,vasat görüntülü,yanlış açılarla dolu,kötü makyajlı bir teenage filminden ötesi değildi.(tabi kazandırdığı paralar konusuna girmiyorum.Allah yürü ya Kulum desin!) Hardwicke'de filmi kotarmışmıydı ki de ,bir de moda tasarımcılığına soyunsun!
Hep yağmurlu kasabamızda kapalı hava fonlu filmde kıyafetlerde bir o kadar iddiasız ve pasteldi.Asıl kız Bella'nın "kahverengi eşofman üstü ve vasat jean giymesi de cabası.Sonra düşündüm ki Bella zaten öyle bir kız değil mi? Edward'a zaten ne giyse yakışacak e adam zaten 100 yaşında biraz da demode olmalı tabi.Hakkını yemiyeyim Hardwicke'in neyse "o" olmuş kıyafetleri...
Bu gözle bakınca bazı filmler var ki hakikaten giyimleriyle ne olduklarını anlatabiliyorlar.Özel kostumler gerektirmeyen filmler için giyim kuşam olayı nasıl organize ediliyor (herkes Hardwicke gibi yapmıyordur tabi.)bunu biraz çalışmam lazım,ama olayın bu organize boyutunu geçersek,gözüme kıyafetleriyle çok şey anlatan nice film vardır.
Bakın hemen çok yakın bir örnek vereyim.Tom Ford zaten hali hazırda modaci iken,bir de film yönetmenliğine soyunmuştu.A Single Man,Tom Ford'un çok başarılı işleri arasındandır bence.Ayrıca bu film kesinlikle Tom Ford'un moda tasarımcısı kimliğine muhteşem göndermeler yapıyor.Ah Colin Firth'e bir bakın.O Gucci takımlar için de nasıl da jilet gibi duruyor.Hictchock'un Psycho filminden Vera Miles'in devasa gözleri eşliğinde sigara içtiği delikanlı'nın kıyafetlerine takılmadaık mı diyeceksiniz yani bana.Bırakın kıyafetleri bir kenara evlere eşyalara bakın,hatta George'un tuvaletine göz atın.Tom Ford baştan aşağıya tasarımcı kimliğiyle etrafı adeta misafir gelmeden önce düzeltmiş gibi.
Zamanın da çok keyifle izlediğim,müzikal anlamında bile değerlendirilebilecek,Ezel Akay'ın Nerdesin Firuzesi ise Türk Sineması için deneysel işlerden biri sayılabilir.Filmin giysilerine evet kostüm olarak bakmak da fayda var.Dili var bu kıyafetlerin,Neredesin Firuze'nin o masalsı,gerçek olamayacak kadar naif ruhunu yansıtıyor bize.Batmış ama umudu olan insanların iç renklerini gözümüze sokuyor,aynı zamanda da yer almak için cabaladıkları rengarenk pırıltılı dünyanın dış görünüşü hissettir miyor mu?
Hele o altın rengi kıyafetlerle Ya evde yoksan'ı seslendirdikleri sahne,Melek gibi beyazlar içinde süzülen Firuze'yi altınlarla etkileme çabası.Her şey masalsı bir Kitchlik içinde.Yeşil gelinlik,kırmızı takım elbise,kanatlı kıyafetler...Ata'nın bornozu bile...Tabi bu noktada film içinde ciddi bir kostüm tasarımı söz konusu.gündelik kıyafetlerle hikaye nasıl anlatılır görüyoruz.Filmin Kostüm tasarımı Naz Erayda'ya ait.
Fight Club'da Tyler Durden'in üzerindekilerine bir bakın.Tyler var mı yok mu tartışması yapmadan giyim tarzına bakın.Böyle bir insan olabilir mi? Şüphesiz Brad Pitt'in kariyerindeki en sert ve en başarılı performanslarından birisi olan Tyler'in hiçliği bence kıyafetlerinde de göz kırpıyor...(aslına bakarsanız Brad Pitt'in üstüne her giydiğini çok iyi taşımasından da kaynaklanıyor biraz da bu hehe :) )
Tabi başta düşündüğümüz şeyi bir anlamda çürütmeye başlıyor beynim,yani günlük hayatta olsa bir filmde giyilen herşey kostüm adı altında mı düşünülmelidir?Acaba 80'li yıllarda yeşilçam sinemasının en hareketli günlerinde Tolga Savacı pamuklu sweatshirtini göbek altındaki kot pantolunun içine sokup üstüne bir de kumaş pantolon kemeri takarken, görsel olarak bu sorgulanıyor muydu hiç bir fikrim yok tabi.Ya da Serpil Çakmaklı saçları kopacakmış gibi sımsıkı toplayıp plastik kelebek tokasını takarken bu bir imaj mıydı?
Tamam çok da uçlara kaçmadan,sınırlı bütçelerle çekilen fenomenlerimizi bir kenara bırakıp,olaya bir de her kıyafet kostümdür gözüyle bir bakış atalım.Tabi bir de oyuncular ve üzerine cuk diye oturan kostümler var,çok da iddialı olmasın ama ben şu ana kadar nicholas Cage ve deri ceketi kadar iyi bir ikili daha görmedim diyebilirim ( bknz:gone in sixty seconds) Tabi Heath Ledger'in Joker'inin mor takımını unutmazsak.Bir kez daha dile getirmemin hiç bir sakıncası yok bence.
Beyazperdenin en iyi Joker'iydi kendisi herşeyiyle..Bir kez daha RIP!
bu örnekleri aklıma geldikçe editlerim.Bu yazıda çok uzun soluklu yaşayan bir yazı haline geliverir! :)
dip not:Çok çok iyi işler çıkarmış Colin Firth'in de Bridget Jones'un günlüğündeki yılbaşı kazaklı halinin beynime kazınmış olması özellikle Kral mertebesine yükseldikten sonra biraz talihsiz ama çok sevimli :)
Şu meşhurrr filmimiz Twilight 'in çekimleri esnasında yapılan bir röportaj da yönetmen Catherina Hardwicke oyunculara kendi kıyafetlerini giydirdiginden bahsediyordu.Şu benim montum ,şu benim gömleğim falan gibilerinde.Dur bir bakayım şu kıyafetlere dedim.Neler giyermiş bizim yönetmen? Zaten Twilight öyle mini bütçeyle çekilmiş,vasat görüntülü,yanlış açılarla dolu,kötü makyajlı bir teenage filminden ötesi değildi.(tabi kazandırdığı paralar konusuna girmiyorum.Allah yürü ya Kulum desin!) Hardwicke'de filmi kotarmışmıydı ki de ,bir de moda tasarımcılığına soyunsun!
Hep yağmurlu kasabamızda kapalı hava fonlu filmde kıyafetlerde bir o kadar iddiasız ve pasteldi.Asıl kız Bella'nın "kahverengi eşofman üstü ve vasat jean giymesi de cabası.Sonra düşündüm ki Bella zaten öyle bir kız değil mi? Edward'a zaten ne giyse yakışacak e adam zaten 100 yaşında biraz da demode olmalı tabi.Hakkını yemiyeyim Hardwicke'in neyse "o" olmuş kıyafetleri...
Bu gözle bakınca bazı filmler var ki hakikaten giyimleriyle ne olduklarını anlatabiliyorlar.Özel kostumler gerektirmeyen filmler için giyim kuşam olayı nasıl organize ediliyor (herkes Hardwicke gibi yapmıyordur tabi.)bunu biraz çalışmam lazım,ama olayın bu organize boyutunu geçersek,gözüme kıyafetleriyle çok şey anlatan nice film vardır.
Bakın hemen çok yakın bir örnek vereyim.Tom Ford zaten hali hazırda modaci iken,bir de film yönetmenliğine soyunmuştu.A Single Man,Tom Ford'un çok başarılı işleri arasındandır bence.Ayrıca bu film kesinlikle Tom Ford'un moda tasarımcısı kimliğine muhteşem göndermeler yapıyor.Ah Colin Firth'e bir bakın.O Gucci takımlar için de nasıl da jilet gibi duruyor.Hictchock'un Psycho filminden Vera Miles'in devasa gözleri eşliğinde sigara içtiği delikanlı'nın kıyafetlerine takılmadaık mı diyeceksiniz yani bana.Bırakın kıyafetleri bir kenara evlere eşyalara bakın,hatta George'un tuvaletine göz atın.Tom Ford baştan aşağıya tasarımcı kimliğiyle etrafı adeta misafir gelmeden önce düzeltmiş gibi.
Zamanın da çok keyifle izlediğim,müzikal anlamında bile değerlendirilebilecek,Ezel Akay'ın Nerdesin Firuzesi ise Türk Sineması için deneysel işlerden biri sayılabilir.Filmin giysilerine evet kostüm olarak bakmak da fayda var.Dili var bu kıyafetlerin,Neredesin Firuze'nin o masalsı,gerçek olamayacak kadar naif ruhunu yansıtıyor bize.Batmış ama umudu olan insanların iç renklerini gözümüze sokuyor,aynı zamanda da yer almak için cabaladıkları rengarenk pırıltılı dünyanın dış görünüşü hissettir miyor mu?
Hele o altın rengi kıyafetlerle Ya evde yoksan'ı seslendirdikleri sahne,Melek gibi beyazlar içinde süzülen Firuze'yi altınlarla etkileme çabası.Her şey masalsı bir Kitchlik içinde.Yeşil gelinlik,kırmızı takım elbise,kanatlı kıyafetler...Ata'nın bornozu bile...Tabi bu noktada film içinde ciddi bir kostüm tasarımı söz konusu.gündelik kıyafetlerle hikaye nasıl anlatılır görüyoruz.Filmin Kostüm tasarımı Naz Erayda'ya ait.
Fight Club'da Tyler Durden'in üzerindekilerine bir bakın.Tyler var mı yok mu tartışması yapmadan giyim tarzına bakın.Böyle bir insan olabilir mi? Şüphesiz Brad Pitt'in kariyerindeki en sert ve en başarılı performanslarından birisi olan Tyler'in hiçliği bence kıyafetlerinde de göz kırpıyor...(aslına bakarsanız Brad Pitt'in üstüne her giydiğini çok iyi taşımasından da kaynaklanıyor biraz da bu hehe :) )
Tabi başta düşündüğümüz şeyi bir anlamda çürütmeye başlıyor beynim,yani günlük hayatta olsa bir filmde giyilen herşey kostüm adı altında mı düşünülmelidir?Acaba 80'li yıllarda yeşilçam sinemasının en hareketli günlerinde Tolga Savacı pamuklu sweatshirtini göbek altındaki kot pantolunun içine sokup üstüne bir de kumaş pantolon kemeri takarken, görsel olarak bu sorgulanıyor muydu hiç bir fikrim yok tabi.Ya da Serpil Çakmaklı saçları kopacakmış gibi sımsıkı toplayıp plastik kelebek tokasını takarken bu bir imaj mıydı?
Tamam çok da uçlara kaçmadan,sınırlı bütçelerle çekilen fenomenlerimizi bir kenara bırakıp,olaya bir de her kıyafet kostümdür gözüyle bir bakış atalım.Tabi bir de oyuncular ve üzerine cuk diye oturan kostümler var,çok da iddialı olmasın ama ben şu ana kadar nicholas Cage ve deri ceketi kadar iyi bir ikili daha görmedim diyebilirim ( bknz:gone in sixty seconds) Tabi Heath Ledger'in Joker'inin mor takımını unutmazsak.Bir kez daha dile getirmemin hiç bir sakıncası yok bence.
Beyazperdenin en iyi Joker'iydi kendisi herşeyiyle..Bir kez daha RIP!
bu örnekleri aklıma geldikçe editlerim.Bu yazıda çok uzun soluklu yaşayan bir yazı haline geliverir! :)
dip not:Çok çok iyi işler çıkarmış Colin Firth'in de Bridget Jones'un günlüğündeki yılbaşı kazaklı halinin beynime kazınmış olması özellikle Kral mertebesine yükseldikten sonra biraz talihsiz ama çok sevimli :)
Etiketler:
collin firth,
joker,
julian moore,
julianne moore,
kristen stewart,
mayhem,
mischief,
nerdesin firuze,
oscar,
ölmeden önce görmeniz gereken 1001 film,
tom ford,
twilight saga
15 Şubat 2014 Cumartesi
Alacakaranlık Efsanesi-Şafak Vakti-Part II(Twilight Saga:Breaking Dawn Part-II)
Efsanenin sonuna geldik sonunda.İlk olarak iki devam filmi arasındaki zaman 1 sene olunca sular duruldu demek istiyorum.O çığlık atan genç kızların sesi bile değişti bir senede.Böyle bir dingin kapandı sanki Vampir devri.Ya da ben telaş içinde anlayamadım bilmiyoru.Her neyse,o kadar seriyi yerin dibine sokup sokup çıkartan eleştirmenlere,imdb de kanaat notuyla 4,5ten 5 almasına rağmen bence yüzakıyla bitirdiler bu işi.
Seyrettiğim en iyi bölümdü sanki,yoksa gözümüz mü alıştı acaba.
Söyle bir sıralayacak olursam
Twilight-Catherina Hardwicke vasat bir işçilik çıkarsa da ,bu iş tuttu.Summit kolları sıvadı devam dedi.
Twilight Saga:New moon-Chris Weitz bence yerin dibine girsin yok olsun.Edward ve Bella'nın Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun şekliyle elele koşması hala gözlerimin önünde.
Twilight Saga:Eclipse-David Slade'in kafası karışmış bence30days of
night'tan sonra tabi hafif geldi. Ama makyajlar da ilerleme var.
Twilight Saga Breaking dawn-Part 1: Bill Condon kitap çok uzun olduğu için bu filmin küt diye bitmesiyle harcandı.Ayrıca da en salak saçma detaylar bu adama kaldı.Eski kafalı gerdek geceleri.İmkansız gebelikler,Aşkını ısıramayıp kanını şırıngayla zerk etmeler...Kurtlar kuzular bla bla bla...
Twilight Saga Breaking dawn-Part 2: Bill Condan da sevmiş sonunda bu vampirleri,bağrına basmış.
hepimiz bir oh çektik.Seriyi kafayı gözü yarmadan bitirdik.
Edit: Bu yazıya bir sene önce başlayıp,nedense Taslak halinde bırakmışım.bırakmışım. Twilight serisine ayıp olmaması adına bu haliyle yayınlıyorum!
Ne de olsa ilerlemede gelinen son nokta idi vampirler için. E hoşbulduk :)
25 Ocak 2012 Çarşamba
Alacakaranlık Efsanesi-Şafak Vakti-Bölüm 1/Twilight Saga-Breaking Down-Part1
Ne kadar uzun bekledik Şafak Vakti'ni.Bu uzun bekleyiş,sadece Bella ile Edward'ın gereksiz uzun düğün sahnesi ve gereksiz Balayı içinmiş meğer.Stephenie Meyer ne yazdıysa Bill Condon tek tek filme aktarmış.Kitaba bu kadar bağlı bir senaryo zor bulunur bence.Bunu kesinlikle kötü bulmuyorum sen kalkıp son bölümü, iki bölüme ayırırsan yapılacak tek şey de bu olur zaten.Bill Condon'un tarzını yakından bilmeme rağmen aşağı yukarı böyle bir iş çıkacağını tahmin etmiştim.Kendi sert tarzını yansıtmak adına kullanılabilecek tek şey kanmış onu da kullanmış zaten.Yani burda özetle şu noktaya geliyoruz.Hikaye ortada daha adam ne yapsın?
Aslında 3 bölümdür insan içinde geçen aşktı meşkti derken gerçek dünyaya çok yakın duran hikayede artık ipler de biraz kopup hikaye olması gereken fantastik dünyasına dalıyor.Stephenie Meyer'in gelgitli hikayesini okurken içinde kaybolmak çok kolay ama bu hikayeyi satır satır kötü oyunculuklar ve karikatürize bir makyajla perdede görmek insanı biraz hayal kırıklığına uğratıyor.Benim açıkçası takıldığım tek nokta,Meyer'in böyle sonsuz ve afbuyurun tam tanımı "weird" bir aşk hikayesi kurgularken ( gayet fantazi yüklü ve histerilerle dolu) neden aralara muhafazakar alt metinler sokuşturduğu? Geri kafalı olduğu her sefer vurgulanan Edward'ın(ki aynı Edward sevgilisinin Jacob'la flörtüne inanılmaz bir empatiyle yaklaşıp,hatta Jacob'a Bella ile evlenmesini filan teklif etmemiş miydi?) evlenmeden olmaz tripleri zaten baymıştı.Üstüne,çocuğa anneanne ve babaannenin isimlerini koyma fikri filan çok sakil durmuyor mu?" Erkek olursa E.J. kız olursa Reenesmee!" filmin en gereksiz ve komik repliği şüphesiz.Yani kitaptan sahne olarak alınması en gereksiz yer belki de!Ve şu mühürlenme hadisesi...Jacob'un Bella'nın peşinde koşup koşup gidip yeni doğmuş kızına mühürlenmesi.Tabi bunun tek sebebi Renesmee'yi kurtlarından elinden kurtarmak mı?Yoksa Jacob'un da başını bağlayıp bu evlilikten uzaklaştırmak mı?
Bütün bu düşündürdüklerine rağmen perdede izlediğimiz şey,kesinlikle acemice kurgulanmış değil.Aksine diğerlerinden kaliteli ve para harcanmış duruyor.Yani aslında bu bölüme bir nevi finale ısındırma kısmı diyebiliriz.
Dikkat SPOILER
Final bölümünü ise yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik diyerek sabırla bekleyip,sadakatla izleyeceğiz.Kendi adıma görkemli sahneler bekliyorum.Voltorilerle karşılaşma anı,bir vampir topluluğunun soğukluğu ve asaletini perdede görmek istiyoruz.Lütfen artık pembe yanaklar ve sarı lenslere dikkat edelim.En dolu dolu atraksiyonları gösterebileceğimiz film için sonunda seyirciye oh dedirtelim Sayın Condon.
O sakar sarsık Bella'nın da mükemmel bir vampire dönüşüyor olması üstelik de kalkanıyla herkesleri kurtaracak olması ise sanırım Stephenie Meyer'in en büyük süpriziydi.Olsun biz yine de bunları da izleyelim,varsın saçma olsun.Bu "sevimli" vampir hikayesini perdede tüketelim de o korkunç kanlı Drakula günlerine geri dönelim.
Meraklıyız:Bir merak konusu da şuymuş,Acaba kitapsız seri devam eder mi?Benim en son hatırladığım Stephenie Meyer hikayeyi sil baştan Edward'ın ağzından yazıyordu.Yani Edward'la Bella'nın artık çocuğu da olmayacak,ama Summit daha fazla ekmek yemek ister mi onu da bilemeyiz? Hollywood bu her türlü çılgınlık bekliyoruz.
Bu arada Robert Pattinson'dan aktörlük anlamında ümitli olanlar hala beklemede,Remember Me'den beri birşeyler gördük mü? Water for Elephants gibi vasat filmlerde normal performanslar izliyoruz.Bel Ami'de mi simdi umutlarımız?
17 Ağustos 2011 Çarşamba
Love and Other Drugs
Hollywood'un hanım kızlarını böyle değişik rollerde görmeyi seviyorum.Her oyuncu için böyle bir meydan okuma filmi oluyor.Anne Hathaway da işte tam da bunu yapmış.Üzerindeki o kibar hanım hanımcık gömleği çıkartıveriyor.Film boyunca da pek giyindiği söylenemez zaten.Kimi oyuncuyu o kadar benimsemiş olursunuz ki hiç yakıştıramazsınız zıt rolleri,ama Anne Hathaway'de ben öyle birşey hissetmiyorum.
Şimdi filmin konusuna dönecek olursak,sene 1996,çok iyi bir işi olmayan Jamie'nin kızlarla arası çok iyidir.Son işinden ayrılınca,sorunlu ama zengin kardeşinin arkadaşı yardımıyla ilaç satıcılığına başlamaya karar verir.Filmde bağıra bağıra Pfizer markası ve çok populer ilaçlarının adları çokça anılıyor.Ayrıca tabi Amerikada daha önceleri de çok filme konu olmuş,o yıllarda satışları patlamış olan Prozac için de göndermeler sık sık mevcut.Tür olarak romantik komedi için biraz sert ilerlese de tabi tam bir klişe son ve aşk filmi aslında Love and other drugs.İzleyiciyi oyalayan yeri ise,sık sık komik ögelerle bezenmesi ve tabi ki konunun ilaç dünyasına dalıp çıkması.(Jake Gyvenhall'in her role giden sempatik yüzü bir de)Açıkçası Donnie Darko,Brokeback Mountain gibi masterpiecelerde boy gösteren bir oyuncu için tabi çıtır çerez bir durum söz konusu ama Jake Gyvenhall'in filme ivme kazandırdığını söylemeden edemiyeceğim.
Amerika'da ciddi boyutlarda satışı olan Prozac için ise filme yerleştirilen anektod,yüz aklama mı yoksa daha çok yerme mi karar vermek güç aslında.Daha önce Prozac nation gibi filmlerle kendi toplumuyla çokça uğraşan Amerikan sineması,bu filmde de en çok satılan antidepresan olduğunu kabul ediyor ve hatta iyi etkileri üzerine de komik bir sketchi filmin içine sıkıştırıveriyor.Koskoca Pfizer'in bile varını yogunu Prozac yerini alabilmek için ortaya döktügü filmde açıkca ortada.
1996'da büyük buluş Viagra'nın da piyasa girdiğinde yaptığı etkisi şöyle bir üstünden anlatılmış.Zararları ise sadece alerjik reaksiyonla sınırlı tutulmuş.Bu anlamda sanırım diyebilirim ki,Hollywood hep ulusal endüstriyi koruma güdüsünde.Neyse ki cesur bağımsızlar var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









